İstanbul Gezi Rehberi | Anatomi

0
442
Tüm şehirler ölümlüdür, İstanbul hariç.
 Evet böyle demiş Fransız bilim adamı Gyllius. İstanbul’un güzelliği karşısında böylesine iddialı bir cümleyi kurmak zorunda hissetmiş belki. Gerçi sadece bilim adamı Gyllius’ mu, tarihin en bilindik en önemli şahsiyetlerinden Napolyon; ”Dünya bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu.” demiş. İstanbul… Başdöndürücü güzelliğiyle Asya ve Avrupa’yı birleştiren şehir. Gezdiğim onca yer içinde gerçekten farklı hissettiğim tek şehir. Sanki canlı. Orada olduğunuzu biliyor, tüm ihtişamıyla size misafirperverliğini gösteriyor. Her şeyiyle, tüm tarihiyle, tüm modernliğiyle, tüm şarkiyatçılığıyla, tüm keşmekeşiyle. Güldürüyor, üzüyor, tebessüm ettiriyor sebepsizce, belki ağlatıyor da, ama hep bir duyguyla beraber. İstanbul… Tarih boyunca adı belki de en çok zikredilen şehir. Tabi zaman zaman farklı isimleriyle. Ama daima en değerlisi…
 İşte böylesine özel bir şehre sahip olduğumuz için mutlu olmak lazım aslında. Tabii İstanbul’da yaşayanlar kızabilir. Onca trafiği, tüm stresi, tüm çarpıklığı, tüm katledilişi içerisinde. Onlar da elbette haklı.
 2016’nın Nisan sonlarına doğru gitmiştik İstanbul’a. Malesef sadece 4 gün kalabildik. Günlük de 15km yürümüştük sanırım:) Gez gez bitmez bir şehir. Belki 40 gün kalsak İstanbul’u ancak anlayabiliriz. Öylesi tahayyülü zor. Şimdi sizlere neler yaptığımızdan bahsedeyim.
 1.Gün
 Türkiye’nin hemen her yerinden İstanbul’a gidiş-geliş uçak bileti fiyatları, otobüs bileti fiyatlarından daha ucuz. Öğrenci dostu Pegasus’la gidiş-geliş bileti 94 tl ye 1.5 ay öncesinden bilet aldık. Sabiha Gökcen Havaalanı’na iner inmez kalacağımız yere geçtik ve bavulları yerleştirdik. Beykoz’da bir arkadaşımızın evinde konakladık. Bavulları yerleştirince de hemen dışarı attık kendimizi. Önce Beşiktaş’a gittik. Çarşısında biraz turladıktan sonra Dolmabahçe’nin yolunu tuttuk. Beşiktaş meydanında özellikle belirtmem gereken bir yapı var. O da Sinan Paşa Cami. Eğer mimari tutkunuysanız kesinlikle girip görmeniz gerekiyor. Mimar Sinan’ın inşa ettiği bu cami, bana kalırsa en naif eserlerden biri. Küçükce ama oldukça özel bir ambiyansı var. İşlemeler, çiniler her şey çok farklı. Bunu buraya not etmiş olarak yazıya devam edelim. Dolmabahçe’nin yolunu tutarken yürüdüğümüz yolun güzelliğini tüm İstanbullular bilir herhalde. Burayı çok anlatamayacağım zira yürüyüp kendiniz deneyimlemeniz gerekiyor. Bir tarafınız tarih, diğer tarafınız birbirinden güzel ağaçlar.

Muhteşem Bir Saray, Dolmabahçe Sarayı

 Dolmabahçe Sarayı
 Derken Dolmabahçe Sarayı’na geliyoruz. Gerçekten saray kelimesini sonuna kadar hakeden bir yapı. Bahçesinin güzelliğini mi yoksa içinin ihtişamını mı  anlatsam bilemiyorum. Giriş ücreti öğrenci için 5 tl. Ana kapıdan girince ilk önce  bahçeyi turluyorsunuz. Bahçede birbirinden özel başka yerde zor görülecek ağaçlar var. Bahçe oldukça muntazam bir peyzaj çalışması. Çok güzel birkaç heykel var hatta bahçede. Bahçeyi gezerken pek heyecanlanmıyorsunuz ama sarayın içi anlatılmaz. Ücretsiz rehberler eşliğinde sarayı gezmeye başlıyorsunuz. Fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Sarayı size uzun uzun anlatmayım ama simge bir kaç şeyinden bahsedeyim. Girişteki holden yukarıya çıkan ilk merdivenlerin kenar süslemeleri kristalden. Sarayın tüm odalarında en ince ayrıntısına kadar bir ihtişam ve simetriklik var. En büyük oda ise tek başına bir köşk olmaya aday. Beşiktaş’a kadar gidince Dolmabahçe Sarayı’na da kesinlikle gidin.

 

 Ortaköy’de Waffle ve Kumpir

 Dolmabahçe gezimiz bitince otobüsle Ortaköy’e geçtik. Ortaköy, İstanbul’un en çok turist çeken merkezlerinden biri. Malum waffle ve kumpiriyle ünlü burası. İkisini de bir tadın burada. Sonra Ortaköy’deki Büyük Mecidiye Cami’sine girin zira girmeyince, önünde fotoğraf çekinmeyince İstanbul’u gezmiş sayılmıyorsunuz. Sonuçta İstanbul denince akla ilk gelen silüetlerden biri. Bu cami de oldukça güzel. Barok üslubu hemen göze çarpıyor. Pencerelerinden denizi seyretmek de ayrı bir güzellik, çok karşılaşmayacağınız cinsten.

Kadıköy’de Güzel Bir Kokoreç Tatmak İçin Adem Usta

 Burayı da gezince akşam saatleri oldu. Zaten uçaktan inmemiz, Beykoz’a geçmemiz derken vakit bayağı bir ilerlemişti. Beşiktaş’ı ve Ortaköy’ü hakkıyla gezemesek de simge yapılarını görme fırsatımız oldu. Son vapurla Kadıköy’e döndük. Biraz deniz kenarında oturduktan sonra Meşhur Kokoreçci Adem Usta’dan güzel bir kokoreç yedik. Kesinlikle öneririm. Yarım kokoreç 12 tl idi sanırım. Kokoreçi de yedikten sonra yavaştan Beykoz’a geçtik. İlk günün yorgunluğuyla pek gezemedik. Amacımız uykuyu iyi alıp ertesi günler bolca gezebilmek
 İstanbul devam yazısıyla görüşürüz..:)

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin