İstanbul Gezi Rehberi | Anatomi 2

0
682

”Dünyaya bir kez bakma şansın olacaksa sadece İstanbul’dan bak.” der Alphonse de Lamartine. Bana sadece böyle tek bir şans verilseydi, ben İstanbul’a Beyoğlu, Galata Kulesi civarlarından bakmak isterim. Bir kuş misali Taksim Meydanı’ndan aşağı doğru kaptırırım. Ara sıra İstiklal Caddesi’ndeki eski ama estetik evlerin camlarının kenarlarına komşu olurum. Geleni geçeni seyrederim zira İstanbul’un en rengarenk yeri İstiklal Caddesi olabilir. Her türden şeyi, insanı görebilirsin. Böylece insanlarını içime çekerim. Sonra tüm caddeyi bitirir biraz daha gider Galata Kulesi’ne varırım. Tam tepesine konarım kulenin. Öyle ki İstanbul’u daha güzel izleyebileceğiniz yer yoktur Galata Kulesi’nden başka. Sonra saatlerce oradan İstanbul’u izleyerek bana verilen şansın bitmesini beklerim. İşte İstanbul’da en sevdiğim yerlerde neler yaptık şimdi sıra bunları anlatmada..


2. Gün

Bir önceki gün yolculuk yorgunluğu üzerimizde olduğu için akşam erkenden yatıp sabah erkenden kalktık. Biraz atıştırtıktan hemen sonra metroyla Taksim Meydanı’na vardık. Taksim Cumhuriyet Anıtı ve Gezi Parkı’na bir bakış attıktan sonra doğru İstiklal’e geçtik. Meydan tarafını İstiklal’in başlangıcı sayarsak, hemen başlangıcında biraz içeride Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi var. Kilisenin dış cephesi aynı Büyük Mecidiye Cami gibi barok üslubuyla bezeliydi. İçine girmeye çalıştık ama görgüsüzlükte sınır tanımayan cemaati tarafından kışkışlandık bir nevi. Tekrar İstiklal boyunca yürüyüşümüz başladı. Ara sıra duraksayıp çevredeki dükkanlara girdik çıktık, gezindik. Tabii bir de ünlü St. Antuan Katolik Kilisesine girdik. Kırmızı dış cephesi kiliseyi çok şirin bir hale büründürüyor. Burada da fazla oyalanmadan çevrede bulunan bir Çin lokantasında ayaküstü noodle götürdük. Böylece İstiklal’i bitirdik. Böyle anlatınca kısa durdu ama bayağı vakit geçirdik İstiklal’de. Zaten uzun bir cadde. Sonrasında ise Galata Kulesi’ne geçtik.

 İstanbul’da En Güzel Manzara Noktalarından Biri, Galata Kulesi

Galata Kulesi

Galata Kulesi’ne çıkış öğrenci için 5tl. Bizim gittiğimiz gün önünde pek sıra yoktu hemen girebildik. Ve balkonuna çıktığımız an nefesler kesildi. Yukarda da anlattığım gibi bana kalırsa İstanbul’u en iyi buradan temaşa edebilirsiniz. 360 derece, tam bir tur atarak hem Beyoğlu’na hem Galata’ya, Eminönü’ne şöyle uzun uzun bakın derim. İçeride bir de restorant var. Fiyatları da ilginç bir şekilde uygun. Eğer çok açsanız orada bir şeyler yiyebilirsiniz. Fakat balkondaki turistlerden dışarıyı pek seyreyleyemiyorsunuz.

Galata Kulesi’ni de gördükten sonra Galata Köprüsü’nden geçip Eminönü’ne vardık. Ve tabii ki balık ekmek yedik:) Balıklar oldukça lezzetliydi ama balıklarla arası iyi olanları tatmin etmeyebilir zira özel bir balık yemiyorsunuz. Gayet ithal uskumru. Evde yapsanız da lezzetli oluyor zaten:) Tabii biz kültürel bir gezi yaptığımız için eski duran tüm cami, kilise, müzeye girmeye çalıştık. Bunlardan biri de Yeni Cami. Pek bir ihtişamlı olan camiinin avlusu da beni en etkileyen avlu oldu İstabul’da. Fakat iç dizaynı biraz hayal kırıklığı yarattı diyebilirim. Tamamen kişisel zevklerden, renkler ve uyum hoşuma gitmedi. Yeni Cami turunu da bitirdikten sonra Ayasofya’nın yolunu tuttuk. Kapalı çarşıya girmedik çünkü çıkamayacağımızı biliyorduk. Yine de küçük bir bakış attık. Eminönü Ayasofya arası yürüyerek 15 dk. Biraz dıştan, tramvay yolundan yürürseniz 20-25 dakikaya kadar uzayabiliyor. İki yolun da yürüme zevki aynı bana kalırsa. Çünkü ikisinde de tarihi binalar, yürüyüşünüze eşlik ediyor. Ve vardık Ayasofya’ya.

Görkemli Ayasofya

Ayasofya

Ayasofya kocaman bir müze/kilise/cami. Büyüklüğünü anlatamam. Ambiyansını hiç anlatamam. Dünyanın belki de en özel birkaç yerinden biri olabilir. İnanılmaz güzel ayrıntılar var. Mümkünse rehber eşliğinde gezin. Gezemeyecekseniz de bir rehberi gözünüze kestirin kulak misafiri olun. En az 1 saatinizi Ayasofya’ya ayırın. Ayasofya’ya dair en üzücü şey, zamanında camiye çevrilmiş olması. Camiye çevrilirken koridorların tavanlarındaki altın yaldızlı haçların üzeri hep sıvanmış. Ve sıvanan yine onlarca yer var. Ha yine de sadece sıvanmış olması güzel zira  sonradan sıvalar yerinden kalkabilmiş. Ama keşke İstanbul fethedildiğinde orayı müze gibi bir şeye çevirselerdi. Camiye çevrilmesinin tabii ki başka bir anlamı var. Ama ben olaya  sadece estetiklik açısından yaklaşarak konuşuyorum.Yanlış anlaşılmasın 🙂

Sultan Ahmet Cami ya da Blue Mosque

Ayasofya’yı gezdikten sonra hemen karşıda Sultan Ahmet Cami’ye girdik. Aşırı yabancı turist yoğunluğundan camiyi anlayabilene aşkolsun. İçerdeki uğultudan zaten başınız ağrıyor. Oradan da çıkıp Topkapı’ya geçtik. Ama Topkapı’yı malesef hakkıyla gezemedik. Çünkü sabahın 8’inden beridir yürüyorduk:) Biraz gezindikten sonra Topkapı’nın bahçesine kendimizi attık. Hepimiz bir köşeye yatıp uzunca, kahkahalar içinde sohbet ettik. Ve zaten akşam oldu.

Vapurla Kadıköy’e geçip Kadıköy’de bize çok önerilen mekanlara gittik. İlk önce bir pilavcıya girdik. Çeşit çeşit pilavlar söyleyip karışık tattık. Tadı o kadar kötüydü ki pilavın, bu satırları yazarken midem bulandı:) Öneren kişiye çok selamımı gönderiyorum. Haliyle pilavcının ismini de vermiyorum.


 Kadıköy Leman Kültür’e Uğranmalı

Sonra Kadıköy Leman Kültür’e geçip bize çok önerilen tatlılarından tattık. Aman efenim çok sofistike tatlıları var dendi ve hakkaten de kendi çaplarında bunun hakkını vermişler. Ha unutmadan belirteyim, Kadıköy’deki rıhtımın civarında orta yaşlı bir abinin midyelerinden löpletin. İstanbul’da tadını en beğendiğim midyeler onlardı.

Leman Kültür’den de kalktıktan sonra saat gece yarısına yaklaştı. Biraz oyalandıktan sonra Beykoz otobüsüne binip eve döndük. İstanbul gezimizin amacı kültür turu olduğu için gece bir yerlere gidelim derdimiz yoktu. O yüzden akıllı uslu evimize döndük :p

İstanbul yazısı devam edecek…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin