İstanbul Gezi Rehberi | Anatomi 3

0
503
 Dün Leman Kültür’den kalkıp eve vardığımızda saat 12 civarıydı. Bizde biraz sohbet çevirdikten ve ertesi günü ayarladıktan sonra olabildiğince erken yattık. Çünkü yarın ki amacımız erken kalkıp Haliç’te güzel bir kahvaltı etmekti. Doğrusu boğazda kahvaltı etmek daha mantıklıydı ama Haliç, Balat taraflarına hiç geçmediğimiz için bu civarlarda kahvaltı edelim istedik. Hem Haliç eskisi gibi kirli değildi. Kötü şansımıza o gün, gün boyu inanılmaz bir yağmur vardı. Ama önlemimizi aldığımız için(kapüşonlu ve şemsiye)yılmadık. Haliç’te belediyenin lüks dizayn edilmiş bir sosyal tesisine girdik. Tamamen şansına bulduğumuz bu yer, hem ucuz hem lüks hem de güzel bir lokasyon da olmasıyla bizi ziyadesiyle memnun etti. (adresi: Abdülezel Paşa Caddesi, Kadir Has Üniversitesi karşısı/Fatih)

 İstanbul’a Boydan Boya Bakmak, Pierre Loti

 Kahvaltıyı yaptıktan sonra otobüse atlayıp, Pierre Loti’ye gittik ve aşağıdan sigma kabinli gondollara binip yavaş yavaş Pierre Loti tepesine çıktık. Bu tepeyi hepimiz film ve dizilerdeki, denizi gören mezarlık olarak biliyoruz. Behlül, Bihter için burada az ağlamamıştı. Adını ise ünlü Fransız romancı Pierre Loti’nin bu tepeye sık gelmesiyle almıştır. (garip bir hikaye) Bizim gittiğimiz gün dediğim gibi maalesef yağmur vardı. Bu sebeble İstanbul’un genelinde bir sis hakimdi. Bu nedenle Pierre Loti’nin manzarasının keyfini pek çıkaramadık. Oradaki kafelerden birinde bir kahve içtikten sonra biraz da dışarda oyalanarak vakit geçirdik ve sonra yine gondollarla aşağı indik. Bundan sonra ki rotamızda ise Eminönü’ne kadar yürüyecektik.

Eyüp, Balat, Fener İstanbul’da Alternatif Yerler

 Önce Eyüp’e geldik. Eyüp Sultan Hazretleri’nin türbesini ziyaret ettik. Burdaki Eyüp Sultan Cami yine bana kalırsa çok zarif bir camii. Mimari tutkunlarının gidip görmesini tavsiye ederim. Eyüp’ten sonra yürüyerek Fatih’i geçtik ve Balat’a geldik. Özellikle Balat benim İstanbul’da en merak ettiğim yerdi. Zira önceden hiç gitmemiştim. Hakkında ise onlarca şey okumuştum. Bu keşmekeş semt, İstanbul’un en renkli en şirin yerlerinden biri. Adım başı görebileceğiniz renkli ve eski kagir evler, birbirinden güzel kafeler, farklı dizilerin farklı setleriyle beraber getto içerisinde bir lükslük, son zamanların trendi ”gipsy luxury” havasında bir yer. Tabii bunun yanında tarihi dokusu da çok önemli. Mesela İstanbul’da mimarisiyle beni en etkileyen yerlerden biri burada. Fener Rum Lisesi. İçeriye giremiyorsunuz ama sadece dışardan dakikalarca inceleyebilirsiniz belki saatlerce. Diğer ismi de Mekteb-i Kebir’dir. Ayrıca bura hakkında ilginç bir bilgi, bina kanatlarını açmış bir kartal silüetini andırmaktadır.

 Balat’ta biraz turladıktan sonra Fener Rum Patrikanesi’ne geçtik. Fener ve Balat yanyana iki semt. Aralarında ince bir ayrım var. Bu sebeble biz Balat diye gezerken biraz da Fener’e girdik. Az önce Balat’taydılar nasıl Fener’e geçtiler demeyin 🙂

Dünyadaki Ana Ortadoks Kilise, Fener Rum Patrikanesi

 Fener Rum Patrikanesi, tüm dünyadaki ana Ortodoks kilisesidir. Bu kilise gerçekten pek şaşalı bir iç mimariye sahip. Deyim yerindeyse dokunduğunuz her yer altın varaktır. Burayı görmeden dönmeyin derim. Yalnız üzücü ki İstanbul’da birçok kilisede ev sahipleri bizi iyi karşılamadı. Oysaki biz de taşkınlık yapan insanlar değiliz. Doğrusu bu beni biraz üzdü. Rum Ortodoks Patrikanesi’nden çıktıktan sonra aşağı indik.Ünlü Agora Meyhanesi’ne bir selam çaktık. Akşam vakitleri olsaydı lezzetli mezelerinin tadına bakmak isterdik ama kısmet değilmiş. Acıkan karnımızı yine Haliç’teki sosyal tesiste doyurduk. Çorbasından tatlısına kadar yediğimiz halde 30küsür lira gibi bir rakam tuttu. Dışarda yeseydik en az 50tl idi. Burayı yeri gelmişken bir daha önereyim böylece. Günün geri kalanında da İstanbul’un doyasıya tadını çıkardık.

 4. Gün

Meşhur Çamlıca

 4.gün sabahı bu sefer kahvaltımızı Çamlıca’da yapalım dedik. Çamlıca tepesine çıktıktan sonra önce İstanbul’u seyrü sefa eyledik. Ben hariç herkes İstanbul’un manzarasının buradan daha güzel olduğunu söyledi. Ama bana kalırsa Galata Kulesi’nin manzarası paha biçilemez. Çamlıca’ya belediye güzel oturacak yerler yapmışlar. Hemen arkasındaki kahvaltı ürünleri satan büfeden istediğinizi alıp sonra oturaklara geçip yiyebiliyorsunuz.

Temiz Kanlıca Sahilinde Yürümek Gerek

 Böylece güzel bir kahvaltıdan sonra yönümüzü Kanlıca sahiline verdik. Buraya gelince önce kulenin hemen bitişiğinde olan İsmail Ağa-Asırlık Kanlıca Yoğurdu dükkanından Kanlıca yoğurdu yedik. Anlamsız derecede pahalı olan yoğurtları istediğiniz şekilde sipariş edebiliyorsunuz. Ballı, pekmezli, pudralı. Bana çok ayrı bir tatmış gibi gelmese de yine de güzel olduğunu söylemem lazım. Eskiden güveç kaplarda verirlermiş. Şimdi ise plastik kaplar 🙁
 Yoğurdumuzu yedikten sonra Kanlıca sahilinde uzunca bir yürüdük. Kanlıca sahili o kadar temiz ki yerde bir tane bile sigara izmariti görmedim. Gerçekten halkını tebrik ettim. Gerçi İstanbul’un yalılarının dizildiği bir semt ne kadar kirli olabilir o da bir soru. Kanlıca’dan sonra tekrar eve döndük ve bavullarımızı toplayıp havaalanına gitmeye hazırlandık. Yaklaşık 1 saatlik rötarla beraber uçağımız havalandı ve Kayseri’ye iniş yaptık. İstanbul hakkındaki son yazımızla, patolojiyle görüşmek üzere..
*Fener Rum Lisesi Fotoğrafı Cihan Gulbudak Tarafından Çekilmiştir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin