Gaziantep Gezi Rehberi | Anatomi

4
1970

Türkiye’nin gastro turu için en uygun yeri neresidir desek birçok kişinin aklına, Gaziantep, Adana, Hatay gibi yerler gelir. Bölge insanının yemek yemeye aşırı düşkünlüğünden midir bilinmez, bu yörelerde yapılan yemekler, mezeler ve dahi tatlılar kelimenin tam anlamıyla bir harikadır. İşte bizde bu sebeple Gaziantep’e gitmeye karar verdik. Zaten Kayseri’den 4,5 saatte gidilebilen bir yer. Amacımız, nasıl Ramazan’ın ertesi sabahı bayramda yemeğe delicesine saldırılırsa aynı şekilde yemeklere saldırmaktı. Anlayacağınız gastro turu olsun diye gittik ama Antep’in tarihi kokusu, bizi gezmeye de itti.

  03.30’da Kayseri’den kiraladığımız bir servisle yola koyulduk. Kayseri’den Antep’e giderken yollar alabildiğine yeşil ile örülmüş. İç Anadolu’da yaşayanlar bilir. Buralarda şehirler arası yollar olabildiğine soğuk, alabildiğine çoraktır. İşin özünde yol boyunca etrafı saran tarlalar, Türkiye’nin tahıl ambarıdır. Fakat sarı ve sarının tonlarından başka hiçbir şey göremiyorsunuz dolayısıyla İç Anadolu’da yolculuk can sıkıcıdır ama biz keyifli bir yolculuk yaptık. Velhasıl 8.00 gibi Gaziantep şehir merkezine vardık. Aracımızdan inip daracık yollardan geçip son zamanların sosyal medya fenomeni Tostçu Erol’a uğradık. Tostçu Erol’a sabah erken vakitlerde gelmek gerekiyor. Zira öğlen vakti burada kuyruk oluşuyormuş. Çok bayıldık, muhteşem bir lezzetti diyemeyeceğim(sonuçta tost 🙂 ) ama atom tostu yine de iyidi. Özellikle yanında verdiği sos beklentimin üzerindeydi.
 Atom Tost (Fiyat = 15tl)

Tostçu Erol’da tostumuzu yeyip, yakın çekim aldıktan sonra 🙂 bir üst sokaktaki Yaşayan Müze’ye girdik. Üst katı oda, oda Gaziantep’in kültürünü, sanatını ve zanaatlarını tanıtırken alt katında da hoş bir kafe var. Ve bu kafede kahveci Seddar Bey’in, Türkiye’de ilk tescillenen kahvelerinden biri olan, iki renk kahvesi var. Gerçekten iki renk ve gerçekten iki farklı tat.

İki Renk Kahve(Fiyat = 6tl)
 Yaşayan Müze’den çıktıktan sonra da Gaziantep Kalesi’ne doğru yola koyulduk. Gaziantep öyle ki sokaklarında tarihi koklayabiliyorsunuz. İşte kaleye giderken de tarihi Tahtani Cami’yi gördük ve içeriye girdik. Fakat burada fazla oyalanmadan tekrar kaleye yöneldik. Kalenin girişinde bir ücret ödenmiyor. Üst taraması yapılıyor ve de kadınların çantalarına bakılıyor. Gaziantep kalesi oldukça güzel bir yer. Kaleye çıkarken yolda bizi Gaziantep Kalesi’nin manzarası karşılıyor. Kale yüksekteymiş gibi durmasına rağmen karşılaştığınız manzara bir miktar hayal kırıklığı 🙁 Heybetli bir kale olmasına rağmen kullanışlı bir yapısı yok malesef bu da sizi ikinci kez dumura uğratıyor. Asıl kale kapısından girince, kalenin iç kesimlerine
ve üstüne doğru açılan iki yol var. Sola açılan yoldan kalenin üst kısmına
ulaşılıyor(bu yol kullanıma kapalı). İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise; galeri, dehliz ve kale
odalarına ulaşılıyor. Ayrıca kalenin çıkışında hediyelik eşya kısmı var. İlgilenenler buraya bakabilir. Kale ile ilgili de hoşuma giden güzel bir efsane var. Esas adı  Kala-i Füsus (Yüzük Kalesi) olan Gaziantep Kalesinin bu adı bir efsaneye dayanmakta. Efsaneye göre kaleyi, bölgenin sahibi olan bir kız yaptırıyormuş. Kalenin yapım masrafını karşılamak için çok kıymetli taşı olan yüzüğünü satmış. Bunun için kaleye, yüzük kalesi anlamında Kala-i Füsus adı verilmiş.
Tahtani Camii
Dokurcum Değirmeninde Şehit Düşen 14 ‘Çocuk’
Doktor ve Sağlıkçılar
1.Dünya Savaşında Hekim
 Kaleden çıktıktan sonra biraz ilerideki ara sokağa girip Hamam Müzesine (Paşa Hamamı) girdik. Zira türkülerde de bahsi geçen Antep’in hamamları meşhur.

 

 Yine biraz ileride başka bir müze olan Emine Göğüş Mutfak Müzesine de girdik. Yetişkin 1 tl, öğrenciye 50 kuruş gibi çok ucuz bir giriş ücreti var. Yine Antep’in geleneksel mutfak stiline, mutfaktaki araç, gereçlere ve kullanılan malzemelere burada tanık olabilirsiniz.

 Mutfak müzesinden sonra da yavaştan karnımız acıkmaya başlamıştı. Ama önce Gazintep’te genellikle sabahları, sütle beraber tüketilen katmeri yemek istedik. Zaten saatler daha öğleni göstermiyordu. Ünlü Katmerci Zekeriya’ya giderken yolda Osmanlı şerbeti satan güzel bir mekana denk geldik. Cana yakın sahibiyle biraz hasbihal ettik ve de şerbeti tattık. Meyan kökü ve tarçının bulunduğu bu şerbeti, Antep’e gidenlere öneririm.
(Fiyat = 2tl)
 Sonunda Katmerci Zekeriya’ya ulaştık. Yediğimiz katmerler gerçekten bir harikaydı. Bir kez daha yesem mi diye düşünürken gün boyu çok şey yiyeceğimi düşünerek kendimi frenledim. Ama Antep’te frenlemek çok zor oluyor be dostlar 🙂 Yeri de gelmişken Antep’in esnaflarını bir konuda tebrik etmeliyim. Gerçekten müşteriyi kazanıyorlar. Fiyat 74 lira tutarsa 70 alalım diyorlar hemen. Zaten cana yakınlıkları çok hoş.
(Fiyat = 20tl)

Katmerci Zekeriya’nın yakınlarında üfleme cam eserleri satan, hoş bir hediyelik dükkan var. Birçoğu kolanyalık olsa da biblo şeklinde olan üfleme cam eserleri de mevcut. Gittiği şehirlerden hediyelik eşya alanlar buraya bir bakabilir. Hediyelik eşya dükkanından sonra Zincirli Bedesten’e girdik. İstanbul’dan bildiğimiz kapalı çarşı modeli burada da var. Zincirli Bedesten yine hediyelik eşyaların bolca bulunduğu bir yer. Zincirli Bedesten’den birkaç sokak ötede de Hz. Yuşa peygamberin mezarı var. Bir peygamberin mezarını kaç kere görürsünüz ki? Ziyaret etmenizi tavsiye ederim.

 Bir sonraki durağımız ise 1635’ten beridir hizmet veren Tahmis Kahvesi oldu. Tarihi yapının otantik iç mimarisi hemen dikkatleri çekiyor. Burada Gaziantep’in ünlü menengiç kahvesini içmenizi tavsiye ederim. 6tl gibi oldukça makul bir fiyata satıyorlar. Kahvenizi yudumlarken kulağınıza türküler, birbirinden farklı enstrümanlar çalınabilir. Çünkü Tahmis Kahvesi’nin içerisinde mekanı şenlendiren bu sanatçılar daima bulunurmuş.
 Tahmis Kahvesi’nden sonra da ünlü Kebapçı Halil Usta’ya gittik. Antep’e gitmeden önce bize en çok önerilen mekan buraydı. Gerçekten de ününün hakkını verecek kadar iyidi. Burası güzel bir esnaf lokantası. Bu sebepten ve de ününden dolayı içerisi mahşer kalabalığı gibi.Fakat yemeğini yiyen hemen kalkıp gidiyor. Bizde biraz bekledikten sonra masaya kurulduk. Hepsinden tatmak adına karışık söyledik. Önce metal kaplarda güzel bir salata geldi. Sonra kuşbaşı, küşleme ve kıymalı geldi. Tatları o kadar iyiydi ki bitmesin diye azar azar, yavaş yavaş yedim :).
(Karışık Tabak Fiyatı = 40tl)
 Halil Usta’dan sonra buraya yürüme mesafesinde olan Zeugma Mozaik Müzesi var. Müze kartlarıyla girilebilen bu müzede ünlü çingene kızı eseri var. Baştan uyarayım tripodla girilemiyor ama emanet dolabı var. Şu an için Zeugma’nın alt katı tadilatta. Haliyle girişi yok. Fakat üst katı açık.
Çingene Kızı (Ayrı Karanlık Bir Odada)
 Akşam yemeği için bize başka önerilen bir mekan olan Çulcuoğlu’na gittik.  Fakat buradan Halil Usta’daki gibi mutlu bir şekilde ayrılmadık. Mezeleri çok boldu fakat lezzeti bizi hayal kırıklığına uğrattı. Burayı çok önermiyorum ama yine de mezeleri için gidilebilir.
(Kişi Başı Fiyat = 28tl)
 Akşam yemeğinden sonra da tatlı için yine bize çok önerilen İmam Çağdaş’a gittik. Gerçekten de önerildiği gibi muhteşem havuç dilimiyle Antep baklavası denilen olguyu iliklerimize kadar hissettik. Kesinlikle gidin derim.
  Gaziantep’te sona bıraktığımız yer ise Cumba Künefe. Ben bura için hiçbir şey yazmayacağım. Fotoğraflar konuşsun isterim. Yani nasıl anlatsam bilemiyorum ama kesin ama kesin, kesin gidin.
Ezme Özel
 Böylece Gaziantep gezimizi bitirdik ve saat 10 gibi geri Kayseri yoluna koyulduk. Bu arada gitmeden önce Güllüoğlu’ndan baklava alıp yakınlarınıza götürmeyi unutmayın.
Gaziantep patoloji yazısıyla görüşmek üzere, hoşça kalın…

4 YORUMLAR

  1. Bir Gaziantepli olarak yazınızı beğenerek okudum lakin löküs ciğercisinde ciğer yemediysen koçak baklavacısında şöbiyet yemediysen tostçu kadirde tost yemediysen antebin nimetleri eksik kalmış demektir 🙂

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin