Mersin Gezi Rehberi | Anatomi

0
689

Gezi MD’den yeni yazımızla merhaba 🙂 Bu sefer ki yazımız, Gezi MD ekibi olarak yaptığımız ilk şehir dışı gezisi hakkında.


2015 yılı bizim için üniversitenin ilk yılıydı. Küçük lise sınıflarından 300 kişilik koca amfilere gelince hepimiz de bir şaşırma durumu olmuştu tabii. İnsanlarla iletişim kurmak, kaynaşmak, yeni arkadaşlıklar edinmek ilk bakışta çok zor görünüyordu. Gel gelelim içgüdülerimizden midir yoksa şansımıza mıdır bir şekilde kafa dengi insanı bulursunuz. Tabii ki ara sıra tökezlemeler olmaz değil. İnsanlardan umduğunuzu bulamamak, hiç düşünmeyeceğiniz şeylerin olması.. İşin bu kısmını kısa kesip kendi hikayemize dönersek işte böyle böyle doğru arkadaşı bulma evresinden geçtikten sonra bugün ki Gezi MD ekibi, ilk sınıfın sonlarına doğru oluşmuştu. Artık birbirimize gerçek anlamda güvenmeye başladığımızda da, yaz ayını değerlendirmemiz gerektiği kanısına vardık.

Bu, bizim yapacağımız ilk şehir dışı etkinliği olacağı için yer seçimini de yapılması kolay bir yer olarak belirlemeye karar verdik. Amacımız bu etkinliğin bizim için bir deneme olması yönündeydi. Ulaşımı kolay, ucuz, basit bir yer bu dediklerimizi karşılayabilirdi. Bu noktada Kayseri’ye en yakın tatil beldesi Mersin’di.

Temmuz ayı için Mersin’in Kızkalesi ilçesinde ufak bir pansiyonda yer ayırtarak işe başladık. 3 gece Kızkalesi’nde konaklayacak, deniz-kum-güneş tatilini yapacak, son gün ise Mersin’i gezecek şekilde bir rota planladık. Şimdi gelin o rotamızı anlatayım size 🙂

Kızkalesi

Mersin’in en popüler destinasyonu Kızkalesi, ismini denizin ortasındaki bir kaleden alıyor. Efsaneye göre dönemin beyi çok sevdiği kızının geleceğini öğrenmek için, kızını bir kahine götürür. Kahin de kızın, 19 yaşında bir yılan tarafından sokularak öleceğini söyler. Bey düşünür, yılanların denizi geçemeyeceği gerçeğiyle denizin ortasına bir kale yaptırır. Öyle ya kızı burada 19 yaşını tamamlar. Kızının artık kurtulduğunu düşünen bey, bunun şerefine bir ziyafet düzenler. Bu ziyafete de köylü bir kadın sepetle üzüm getirir. Fakat sepetin içine yılanın girdiğini görmez. Beyin kızı sepetteki üzümlerden yemeye başlar ve tam bu sırada yılan onu sokar. Yılanın sokmasıyla da kız oracıkta vefat eder.

Efsane bu ya, kale de gerçekten heybetli mi heybetli. Neden Kızkalesi popüler bir destinasyon, bunun en güzel kanıtı. Fakat kalesi bu kadar güzel olsa da ilçenin kendisi o kadar güzel değil. İlçenin tatil merkezi denilebilecek bölgesi, beklenildiği üzere kıyı şeridi boyunca uzanmış. Ama yürüyerek 10 dk’da tüm kıyıyı gezebiliyorsun. Yani anlayacağınız oldukça küçük bir alana kurulu. Oysa Alanya, Bodrum gibi yerlerde kilometrelerce uzunluğunda bir tatil merkezi bölgesi var. Kızkalesi bu kadar küçük olunca haliyle çarşısı da küçük. Yine 10 dk içinde tüm çarşıyı gezebiliyorsunuz. Çarşının esnafları, ki özellikle lokantacılar maalesef illallah dedirtecek cinsten. Neredeyse tüm hepsi, bağıra bağıra sizi lokantasına davet ediyor ve bu konuda ciddi derecede ısrarcı davranıyor. Kızkalesi adına belki de en büyük olumsuzluk bu olabilir. Buraya gelen turistlerin çok büyük bir çoğunluğu yerli turist. Geneli civar illerden geliyor ya da gurbetçi oluyor. Bunu yolda yürürken karşılaştığınız tiplerden rahatlıkla anlayabiliyorsunuz. Yüzlerinde yabancı bir sima yok 🙂 Belki de yabancı turistlerin buraya gelip döviz bırakmamasından dolayı, Kızkalesi yeteri kadar büyüyememiş. Oysa hem kale hem de birazdan bahsedeceğim Cennet ve Cehennem Obrukları, oldukça turistik destinasyonlar. Kısaca Kızkalesi ucuz, basit, kolay bir tatil için oldukça uygun bir yer.

Kızkalesi’nde neler yapılır?


Bir tatil beldesine gittiğinizde karşılaşacağınız şeylerin çoğu, Kızkalesi’nde de var. Ama genel anlamda daha küçük, daha hesaplı işletmeler olarak. Burada yapılacabilecek ilk iki şey; denizden birkaç yüz metre açıkta bulunan kaleye gitmek ve de Cennet ve Cehennem Obrukları’nı ziyaret etmek. Tabii deniz-kum-güneş tatili beldesi olduğu için de denizde yüzmek akla gelen ilk şey. Yerli turistler bolca geldiği için oldukça kalabalık bir denizi var. Fakat Alanya’daki deniz kadar da kirli bir deniz yok. Gözlükle suyun altını seçebiliyorsunuz. Onun haricinde deniz kıyısnda çok güzel kafeler ve lokantalar var. Direkt denize sıfır olacak şekilde sıralanmışlar. Özellikle akşamları, bu kafelerde oturup mehtabın denize ışıdığı manzara, huzur verici oluyor 🙂 Her tatil beldesinde olan eğlence tekneleri burada da var. Ve oldukça eğlenceli gözüküyor dışarıdan. Fiyatı da 15tl kadar. Oldukça hesaplı. İlginçtir, Kızkalesi’nde 1-2 adet eğlence kulübü var. Onlar da çok güzel değil maalesef. Kısaca Kızkalesi’nin gece hayatı yetersiz 🙁 Son olarak küçük bir çarşısı olduğundan bahsetmiştim. Bu çarşıda turlanabilir. Samimi bir havası var.

Kızkalesi’nde nerede konaklanır?


Konaklama adına Kızkalesi yetersiz. Fakat turistler zaten bunu bilerek geliyor. Çünkü amaç hesaplı olması zaten. Bu sebeple burada 4 yıldızlı, 5 yıldızlı koca oteller yok. Sahile sıfır 2 ya da 3 yıldızlı, kendi seviyesine göre oldukça güzel duran oteller var. Bunların gecelik fiyatı kişibaşı 60-100 tl arası değişiyordu. Bu otellerin arkasında ise genel olarak pansiyonlar var. Birçoğu aile işletmesi. Birçoğunun geceliği 25-35 tl. Önerim bu pansiyonlarda kalmanız yönünde. Zira diğer 2 ve 3 yıldızlı oteller, her ne kadar güzel dursalar da Alanya, Bodrum gibi beldelerdeki otellere göre daha bakımsız duruyorlar. Zaten buraya gelmekteki amaç hesaplı tatil yapmak değil mi?

 

Ramada Otel’in Odasından Çekilmiş Kale Manzarası

Peki biz ne yaptık,  Kız Kalesi Anatomisi?


En başta dediğim gibi burada ufak bir pansiyondan yer ayırtmıştık. Neredekal sitesinden bulmuştuk ve ismi Kardeşler Motel’di. Bir aile işletmesi olan motel, tam anlamıyla bir motel seviyesinde. Oldukça temizdi ve çalışanları sıcakkanlıydı. Küçük gruplar için burayı öneririm. Sabah ezanıyla beraber arabayla Kayseri’den çıkıp öğlene doğru otele vardık. Kahramanmaraş’tan gelen Ömer ve Taha ise otobüsle Mersin’e geldi. Mersin’den Kızkalesi’ne geliş ise 8 lira. Terminalden kalkan araçlara biniyorsunuz. Herkes geldikten sonra odaya yerleştik. Önce dışarıda bir yemek yedik. Yukarıda da bahsettiğim gibi buradaki lokantacılar maalesef çok rahatsız edici davranıyor. Öyle böyle bize uygun olan birine geçip yemeğimizi yedik. Birçok lokanta belli bir seviyede yapıyor yemeğini. Kötü değiller. Fiyatları da ucuz. Yemekten sonra odaya dönüp güneşin geçmesini bekledikten sonra denize gittik. Ve de yüzdük elbette 😀 Sonra yine akşam yemeğine çıktık ve de geceye kadar pansiyona dönmeyip ”Kızkalesi’nde neler yapılır?” başlığında anlattığım şeyleri yaptık. Böylece ortalama bir günümüzü anlatıyorum zira siz bunu 3 ile çarpın. 3 gün içerisinde farklı olarak yaptığımız bir şey olmadı, bolca yüzdük. Birincisi gece kulüplerine giremedik çünkü damsız almama kuralı burada da geçerliydi. Ki burada çok daha dikkat ediyorlardı. Bu sebeple bizde hiç uğraşmadık. Diğer taraftan eğlence teknelerine de binmedik. Çünkü denize sıfır uzanan kafelerde oturup koyu bir sohbet çevirmek daha eğlenceli geldi. Burada özellikle bahsetmek istediğim bir şey var. O da dikenli incir 🙂 Hayatımda ilk defa burada yediğim bu meyve Akdeniz’de bilinen bir meyveymiş. Suluca, mayhoş, şekersiz bir tadı var. Tanesi 1 tl. Seyyar satıcılardan bu meyveyi alıp denemenizi öneririm.

 

Seyyar Satıcılar Dikenlerini Temizleyip Veriyor


Cennet ve Cehennem Mağaraları


Kıyı boyunca uzanan yolun hemen kenarında bir tarafta Cennet Mağarası(obruk, çökük, mağara diye geçiyor. Ben mağara diye bahsedeceğim) bir tarafta da Cehennem Mağarası var. Cehennem, adının da çağrıştırdığı üzere cennetten çok daha ürkütücü. Mitolojiye göre yüz başlı ejder Typhon, tanrıların tanrısı Zeus’u yendikten sonra onu buraya kapatır. Zira burası derin bir çukur şeklinde, karanlık bir kafesi andırmakta. Diğer taraftan sanki, uzaydan küçük bir meteor düşmüş gibi bir izlenim uyandırıyor. Cehenneme maalesef giriş yok. İsteyen dağcılık ekipmanlarıyla giriş yapabiliyor.

 

Cennet Mağarası’nın ise oldukça derinde, yürüyerek ulaşılan bir girişi var ve buraya inişte çok uzun bir merdiven var. Buraya Cennet denmiş zira yemyeşil ve dibinde akan bir akarsu var. Mağaraya inerken de her tarafınız yemyeşil ağaçlarla kaplı. Hatta biraz tropik bir hava sezinliyorsunuz burada 🙂 Merdivenler bazı yerlerde çok dik ve her taraftan su damlıyor. Bu sebeple kayıp düşmemek için dikkatli olmak gerekiyor. En aşağı da ise merdiven yok. Çamurlu ve karanlık bir yoldan aşağı doğru yol seyrediyor ve mağaranın içine varıyor. İnmesi güzel ama çıkması zor bu yolun 🙂 Aşağı indikçe manzara güzelleşiyor ve Mersin sıcağında hava serinliyor. Bazı yerler tam anlamıyla kartpostallık.

Bu mağaralardan sonra Kızkalesi maceramızı bitirdiğimiz için Mersin’e geçtik. Mersin, tatil rotamızın sonunu oluşturuyordu. Şehri biraz gezip tantuni ve künefeyi tattıktan sonra evli evine, köylü köyüne.

Kızkalesi-Mersin arası yaklaşık 50-60km. Mersin şehir olarak denizin kıyısı boyunca kurulmuş bir yapıya sahip. Kıyı boyunca Mersin, oldukça modern duruyor. Burada parklar, kafeler, yürüyüş alanları bulunuyor. Fakat şehirde içlere doğru gittiğinizde çok çarpık bir kent planıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Oldukça sıkışık bir trafik var. Bu da Mersin’i, dışardan gelen biri için yorucu kılıyor.

 

Şehrin Her Yerinden Görülen, 52 Katlı Radisson Blu Mersin Oteli

Mersin’de gezilecek yerler nereler?

Tabii Mersin’de gezilecek yerler deyince, akla sadece Mersin şehir merkezi gelmiyor. En başta Kızkalesi ve Cennet ve Cehennem Mağaraları elbette gezilmeli. Cennet ve Cehennem Mağaraları’ndan sonra da Astım Mağarası gezilebilir. Yine Kızkalesi’ne yakın olan Adam Kayalar, görülmesi gereken yerlerden. Mimari severlere hitap edebilecek olan Tarsus’daki Saint Paul Kilisesi, altın rengi ve beyazın zarifliğini sunuyor. Ayrıca tantuninin asıl yeri olan Tarsus’a gitmek için ayrı bir neden 🙂

Adam Kayalar

Onun haricinde şehir merkezinde ilk gidilmesi gereken yer, Mersin Marina. Mersinliler için toplanma noktası diyebileceğimiz bu yerde, kafelerde, restoranlarda oturup denize karşı vakit geçirebilirsiniz. Marinaya yakın olan Atatürk Parkı’da Mersin’de akla gelen ilk yerlerden. Ayrıca bir şehre geldiğimde müzelerini de gezmek isterim diyenlerdenseniz, Mersin Müzesi ve Mersin Deniz Müzesi’ne bir bakabilirsiniz.

 

Mersin Marina’da Lüks Tekneler Dizilmiş

Mersin’de biz neler yaptık, Mersin Anatomisi

Kızkalesi’nden Mersin’e geldikten sonra yaptığımız ilk şey, tantuni ve künefeyi tatmak oldu. Şehirdeki esnaflara sorup en güzelini nerede yiyebileceğimizi öğrendik. Zira bir şehrin esnafı, o şehrin en iyilerini genel olarak bilir. Sonuçta iş hayatı dışarıda. Yemeği dışarıda yiyecek. En temizini, en iyisini ve de en hesaplısını 🙂 ondan daha iyi bilen yoktur. Bizde önce tantuniciyi sorduk. Onlar da Göksel Tantuni’yi önerdi. Bu sene Kayseri’de de şubesi açılan Göksel Tantuni’deki tantuniler gerçekten çok güzeldi. Etin lezzeti, sıcacık sunumları gerçekten çok hoştu. Tabii masayı da donatıyorlar. Fakat biraz pahalıca. Bir porsiyonu 20 liraya yakındı. (2 adet lavaşta tantuni getiriyorlar.)

 

Göksel Tantuni

Tantuni’den sonra Radisson Blu Mersin’in karşısındaki Özkaymak Dondurma isimli mekana gittik. Yine öneri üzerine. Burada güzel künefe yiyebileceğimizi söylediler. Bizde gittik ve künefemizi söyledik. Çok dikkatimi çeken şeylerden biri, kaliteli termoslarda soğuk su ikram ediyor olmalarıydı. Kayseri’de suyu, parayla satmayan mekan kalmadı maalesef 🙁 Künefelerin porsiyonu oldukça büyüktü. Fakat kaymakla ikram etmiyorlarmış ancak dondurmayla getirebiliyorlarmış. Dondurmalı künefenin fiyatı o zamanlar 9 tl idi. Oldukça hesaplı. Fakat tadı, bizi pek memnun etmedi. Hatay’ın künefesi mi yoksa Mersin’in künefesi mi deseler, Hatay derim bundan sonra.

 

Özkaymak Dondurma&Künefe

Tantuni ve künefeyi yedikten ve de kıyı boyunca biraz turladıktan sonra Mersin maceramızı bitirmeye karar verdik. Zaten 3 gün Kızkalesi’nde gezmekten, yüzmekten yorulmuştuk. Mersin şehir merkezinde yapılacak şeyler de biraz kısıtlı olduğuna göre, yola koyulmamak için bir sebep yoktu. Ve böylece bir yazının da sonuna geliniyordu 🙂

Size ilk şehir dışı gezimizi anlattım. Bir sonraki yeni destinasyonlarda görüşünceye dek, esen kalın!!

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin