Saraybosna Gezi Rehberi | Anatomi

2
968

Balkan gezimizin 2. durağı olan, Bosna-Hersek’in başkenti Saraybosna yazımızla herkese merhaba! 🙂

Eski Yugoslavya’nın başkenti güzel şehir Belgrad’tan ayrılırken, Belgrad’a yakın olan diğer bir güzel şehir olan Saraybosna’nın yolunu tuttuk. Belgrad’tan Saraybosna, 280-300 km kadar. Bu sebeple 3 saatte varacağınızı düşünüyorsunuz 🙂 Fakat yollar o kadar engebeli, o kadar kıvrak ki 7 saatte ancak varıyorsunuz Saraybosna’ya. Doğrusu bu durum sadece Belgrad-Saraybosna arasındaki yol için geçerli değil. Tüm Balkanlar’da, yollar bu şekilde aşırı engebeli. Üstüne, yolların çoğu tek şerit. Anlayacağınız Balkanlar’da ülkeler arası geçiş, çok zahmetli.

 

Bir Yeşil Şehir Saraybosna

İçinden Sava ve Tuna Nehri geçen Belgrad, yeşili ve mavisiyle bizleri büyülemişti. Böylesine büyük nehirleri olan bir şehir olunca, Saraybosna’nın bundan daha yeşil olamayacağını düşünmüştük. Fakat tam aksine Saraybosna öyle bir yeşil ki, siz deyin Karadeniz ben abartayım Amazonlar. Ülkenin genelinde doğaya o kadar sahip çıkılmış ki, şehirlerin belki de yarısından fazlası yeşil alanlarla dolu. Özellikle şehirler arası geçişlerde, toprağın kahverengisini görmeniz imkansız. Ağaçlar her yeri kaplamış. Fakat yukarıdaki abartım Amazonlar, burada biraz devreye giriyor. Türkiye’de yeşil dediğimiz yerlerde belli bir ağaç türüne şahit oluruz genelde. Çamlık alanlar gibi. Fakat burada her türden ağaç, her tarafı kaplamış vaziyette. Bu sebeple Türkiye’de pek rastlamayacağınız bir doğaya şahit oluyorsunuz.

Doğasından başka Saraybosna 600, 700binlik nüfusuyla Belgrad’a göre küçük bir şehir. (Belgrad nüfusu 1.5 milyon) Bu sebeple daha samimi, daha sıcak hissediyorsunuz çevreyi. Şehre şöyle bir baktığınızda; yeşil tepelere kurulmuş dağınık yerleşimler, şehrin dört bir tarafını sarmış beyaz sütunlu alanlar, (Srebrenica katliamında ölen kişilerin mezarları, şehrin her tarafına beyaz mermerlerle yapılmış.) daha Osmanlı duran old town bölgesi ve de Srebrenica’dan kalmış acıları, yağmalamaları görüyorsunuz…

Kurşunlanmış ve Yıkılmış Bir Bina

Saraybosna Pahalı Bir Şehir mi?

Saraybosna, Belgrad’la aynı ucuzlukta bir şehir. Yani Türkiye’ye göre ucuz 🙂 Yine ortalama 10 liraya çok güzel yemekler yiyebilirsiniz. Burada çok fazla müze yok. Olan müzeler de ücretli. Fiyatları ortalama 10 lira civarlarında. Tüm Balkanlar’da olduğu gibi burada da içecek fiyatları, mekanlarda çok pahalı. Fakat suya para vermenize hiç gerek yok. Zira Saraybosna’da şehrin her yerinde su sebilleri var. Ve de buz gibi, tadı da çok güzel olan sular akıyor. Sular nasıl bu kadar soğuk bilemedik ama muhtemelen Osmanlı’dan kalma sistemleri kullanıyorlar. Çünkü sebillerin hemen hepsi Osmanlı’dan kalma. Ulaşıma para vermeye gerek yok. Çünkü görülmesi gereken yerler birbirine yakın. Hostel, otel fiyatları da Belgrad’taki gibi. Gecesi 30 liraya bir hostelde de kalabilirsiniz, 170 liraya 5 yıldızlı bir otelde de.

 

Bosna-Hersek’te Türkleri seviyorlar mı?

Evet, hem de çok 🙂 Halkın geneli, Türklerin kendilerine yaptığı yardımları biliyorlar. Mostar Köprüsünü yaptırma girişimlerimiz, şehirlerdeki imar çalışmalarımız. Hepsinin farkındalar. Saraybosna’daki tramvaylar, Konya’nın eski tramvayları. Ve de saygı niteliğinde, Konya yazısı halen duruyor. Anlayacağınız bize karşı çok kibarlar ve de büyük bir sevgiyle yaklaşıyorlar. Fakat Erasmus projesiyle oraya okumaya giden Türk öğrenciler, biraz fazla taşkınlık yapmışlar. Bu sebeple sevmeyen bir grup da oluşmamış değil. Bosnalı gençlerin birçoğu Türkiye’ye ve Türkçeye çok meraklı. Zaten evlerde genelde Türk dizileri izleniyormuş. Bundan etkilenen gençler, Türk dili ve edebiyatı bölümünü tercih ediyorlarmış. Son olarak, halkın %55-60 kadarı Müslüman. Bu sebeple kültürel benzeşmeler de pek tabii ki var. Ayrıca çok hoşgörülü bir profil çiziyorlar. İçki içilen bir mekanla, ilahi çalan mekanlar yan yana olabiliyor. İnsanlar kardeşçe yaşamayı öğrenmiş. 🙂

Saraybosna’da İklim Nasıl?

Saraybosna’nın iklimi, Belgrad’a göre çok güzel. Nemli değil, sıcaklıkta İç Anadolu sıcaklıkları kadar. Bu sebeple aşırı terlemiyorsunuz. Saraybosna’ya gitmek için Yaz ayları, normal sıcaklıkları sebebiyle güzel bir seçenek.

 

SARAYBOSNA ANATOMİSİ

1. Gün

Saraybosna’ya vardığımız ilk gün, gecenin 11’i gibiydi. Belgrad’tan kısa sürede varacağımızı düşünmüştük fakat yukarıda da bahsettiğim sebepten, 11’de ancak vardık. Belgrad’taki hostelden özel minibüs kiraladığımızı, anatomi 2 yazısında↗ anlatmıştım. Özel minibüsün artısı sınırda çok beklemeden geçmekti. Buna rağmen oldukça geç vardık. Gerçi bir de polis karakoluna düşme hikayemiz var 🙂 Kiraladığımız özel minibüs, bir ulaşım firmasına aitti. Bindiğimiz minibüs Saraybosna’da bir ceza yeyince, plakasıyla daha önceden mimlenmiş. Bizim şoförümüz de biraz hız yapıp radara takıldı ve de polis çevirdi. Sonra önceki mimlenme ortaya çıkınca, haydi karakola 🙁 Allah’tan ceza sadece para cezasıydı. Arabayı bağlasalardı halimiz n’olurdu bilemiyorum 🙂

Karakoldan Fotoğraf. Biraz Karanlık Oldu ama Olsun 🙂

Neyse ki polisleri atlattık. Biraz uğraşla Booking’ten rezervasyon ettirdiğimiz apartman dairesini bulduk. Baş Çarşı’ya 750 metre olması sebebiyle, oldukça güzel bir konumu vardı Apartment Glass 2’nin. Çantaları bıraktığımız gibi, Baş Çarşı’ya indik ve de karnımızı doyurmaya baktık. Zira o yorucu yolculuktan geriye kalan, koca bir açlıktı. Biraz oyalanmamız sebebiyle 12 gibi çarşıya indiğimizde, yavaştan mekanlar kapanmıştı. Birkaç pekara(pastane) açıktı. Baş Çarşı’nın hemen karşısındaki Pekara Edin, Saraybosna’daki en güzel pekara olabilir. Burada karnımızı doyurduktan sonra dinlenmek için geri döndük. İlk gün uzun bir yolculuğa gitti ama başka da bir seçeneğimiz yoktu açıkcası 🙂

2. Gün

2. günün erken saatlerinde kaldığımız apartmanın sahibinin ricası üzerine, dairemizi değiştirdik. Önemli bir tadilat yapılması gerekiyordu ve de kadın çok kibardı 🙂 Bizi, Baş Çarşı’ya daha yakın olan, Hünkar Cami’nin dibindeki Apartment Glass 1’e götürdü. Bu apartman çok daha ferah olmasına rağmen örümceklerden geçilmiyordu. 🙁 Buraya ileride döneceğim, şimdi biraz ne yaptığımızdan bahsedeyim.

Sac Buregdzinica’da Muhteşem Balkan Böreğiyle Tanıştık

Apartmana yerleştikten sonra Baş Çarşı’ya adımımızı attık. Öncelikle paramızı yerel para birimine çevirdik. 1 Bosna Markı (KM), 2 lira. 1 Euro, 2 KM. Buradaki exchange ofislerinden Türk parası da çevrilebiliyor. Fakat tüm exchangelerde, tüm para birimlerinden komisyon kesiliyor. Genelde en az 2  KM kesiliyor ve de bozdurduğun paranın da %1’i komisyon olarak alınıyor.

Paramızı bozdurduktan sonra kahvaltı yapmak için Baş Çarşı’daki Sac’a gittik. Bizzat saclarda yapılan burekler( Balkanlar’da böreğe burek deniyor.)köz kömür ateşinde ağır ağır pişiyor. Koca porsiyonlarda servis ediliyorlar ve de inanılmaz güzellikte tatları var. Sac’daki burekler, orta boy 3-4 KM arasındaydı. Çay ve jogurt( Ayrandan daha koyu olan ve daha tuzsuz olan, ayran benzeri bir içecek.) ise 1 KM idi. Bu noktada, mekanlardaki aşırı pahalı içeceklerden farklıydılar. Zira burekçilerin çoğunda da jogurt ve çay ucuz oluyor. Mekanın sahipleri Türkleri çok seviyor, size de çok samimi davranıyor.

Sac

Bir Osmanlı Çarşısı, Baş Çarşı

Kahvaltıdan sonra Baş Çarşı’da adımlamaya başladık. Eğer hiçbir yere takılmazsanız, yaklaşık bir saatte tüm çarşıyı gezebilirsiniz. Çarşıda önemli duraklar var. Bunlardan ilki, Saraybosna’nın simgesi Baş Sebil. Şehirde Osmanlı tarafından yapılan ilk sebil olma özelliğini taşıyan yapı, Sultan Ahmet Meydanı’ndaki sebillerden esinlenerek yapılmış. Saraybosna’nın yeşil yapısına uygun olarak ahşaptan yapılmış sebilin, buz gibi suyu var. Ayrıca bu sebil, Baş Çarşı’nın başlangıç noktası.

Baş Sebil

Sebil’den sonra yaklaşık 50 metre ileride, Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş Gazi Hüsrev Bey Cami var. Yine Osmanlı tarafından yaptırılan bu caminin, şehirdeki Müslümanlar için önemi büyük. Bizim orada bulunduğumuz gün 15 Temmuz’du. 15 Temmuz için camide mevlüt okundu, Türk askerleri lokum dağıttı. Anlayacağınız, daha önceden de belirttiğim gibi Türkler pek seviliyor. Ayrıca bu caminin dış duvarında devamlı akan bir çeşme bulunuyor. Hakkında birçok rivayet var. Öyle ki suyundan içenler, kendilerine hayırlı bir kısmet bulup evleniyorlarmış. Hurafe işte 🙂

Gazi Hüsrev Bey Cami’nin Minaresi ve Yine Osmanlılar Tarafından Yapılmış Bir Saat Kulesi

Baş Çarşı’da, İstanbul’daki kapalı çarşı benzeri bir çarşıda var ayrıca. Bizim kapalı çarşımız gibi, her türden şey satılıyor. Fakat oldukça küçük. Bu arada Baş Çarşı’da da her şey satılıyor ve yeme, içme için de birçok mekan var. Mesela Galatasaray’ın efsane futbolcusu Tarık Hociç’in, Galatasaray bayraklı bir restoranı var.

Avrupai Bir Cadde Ferhadija(Ferhadiye) Caddesi

Baş Çarşı’nın devamı Avrupai bir cadde olan Ferhadija Caddesi’ne açılıyor. Bu cadde, Belgrad’taki Knez Mihailova’ya oldukça benziyor. Çok düzenli ve temiz bir caddeyi, barok ve rokoko üsluplu binalar süslüyor. Bu caddenin tam ortasında devasa bir katedral bulunuyor. Kutsal Kalp Katedrali. Bu katedral, Balkanlar’daki en büyük katedrallerden biri. Ayrıca önünde kocaman bir meydanı bulunuyor.

Sacred Heart Cathedral (Kutsal Kalp Katedrali)


I. Dünya Savaşı’nın Çıktığı Yer


Ferhadija Caddesi’ni bitirdiken sonra çok yakınında bulunan, I. Dünya Savaşı’nın başlama noktasına gittik. Sırp bir genç tarafından öldürülen Avusturya-Macaristan veliahtının vurulduğu yer, günümüzde müze olarak kullanılan bir binanın önü. Muzej Sarajeva’nın(Saraybosna Müzesi) önünde, veliahtın arabası da bulunuyor. Buradaki müze oldukça küçük ve içerisinde pek bir şey yok. Genel olarak fotoğraflardan oluşuyor. Giriş ücreti 10 liradan azdı fakat biz girmeyi tercih etmedik.

Veliahtın Arabası. Şehir Turu Alarak Arabayla Beyaz Tabya’ya Çıkabiliyorsunuz.

Sırpların 2 Milyon Kitabı Yaktığı Kütüphane


Müzej Sarajeva’dan sonra yönümüzü, şehrin tepesindeki Beyaz Tabya’ya verdik. İlk durak, Saraybosna Milli Kütüphanesi, Vijejnica oldu. Çok büyük ve güzel bir kütüphane olan binanın, içerisine giriş ücretli. Yanlış hatırlamıyorsam 7KM ücreti var. Fakat biz buraya da girmedik. İçerisinde bir sergi ve müze tarzında bir yer olduğu halde, genel bağlamda bir kütüphane. Kütüphane girişinde yürekleri acıtan, İngilizce ve Boşnakça bir yazı var. ”Sırplar buraya geldi ve 2 milyon kitabı yaktı. Unutma ve herkesi uyar.”

Kütüphaneye girelim mi girmeyelim mi kararsızlığı içerisinde yürümeye koyulduk 🙂 Beyaz Tabya’ya çıkış yolunda Zuta Tabija (Yellow Bastion, Sarı Burç) isimli çok güzel bir mekan var. Burada dinlenip bir şeyler içmenizi ve çok yükselmeden şehri izlemenizi tavsiye ederim.

Muhteşem Manzaralı Beyaz Tabya

Zuta Tabija’da biraz dinlendikten sonra çıkmaya devam ettik. Yayan olarak 20 dakika da çıkılabildiği için herhangi bir ulaşım aracına gerek yok. Fakat yürüme ve yokuş çıkma problemi olanları uyaralım. Çok güzel sokaklardan çıka çıka şehrin tepesindeki, Osmanlı tarafından yapılmış Beyaz Tabya’ya ulaştık. Beyaz Tabya’nın harika bir manzarası var. Özellikle arka tarafı yemyeşil. Ön tarafı ise şehri görüyor. Şehirde en çok ilginizi çeken ise maalesef mezarlar oluyor… Beyaz Tabya, ayrıca çifte kumruların da uğrak mekanı. Bu konuyu çok dillendirmeden bu şekilde kapatalım 🙂 Ama bizde bir hayret uyandırdı doğrusu. Artık gezginler keşfetsin 🙂

Beyaz Tabya’da yaklaşık 1 saat geçirip şehri seyrettikten sonra, yavaştan aşağı inmeye başladık. Yine Srebrenica’da hayatını kaybedenler anısına birçok mezarın yanından geçerken bir duvara, ölen insanların isminin yazıldığını farkettik. Bu özel duvarın ve mezarlığın ismi Prvog Predsjednika Alije Izetbegovica. (İlk Cumhurbaşkan Aliye İzzet Begoviç Mezarlığı) Zaten şehirde her yerde gördüğünüz kurşun izleri, kalbinizi acıtıyor. Saraybosna maalesef bir hüzün şehri. Fakat yaralarını da saran, bilinçli bir toplumu olduğu izlenimini aldık. Umarım öyledirler.

Balkanlar’daki En Güzel Köfteci, Cevabzinija Zeljo

Artık aşağı indiğimizde karnımız da acıkmıştı. Baş Çarşı’daki ünlü mekan Cevabzinija Zeljo’ya girdik. Çok kalabalık olan köfteci de Balkanlar’daki en güzel, en sulu cevapciciyi yedik. 5 tane,100 gramı 3.5KM(7 lira) 10 tanesi 7KM(14 lira) Cevapcici, bizim İnegöl köftesine çok benzer. Burada tandırda yapılan ekmeklerle, soğanla ve kaymakla ikram ediyorlar. Kaymak ekstradan 2KM. Tuzlu bir kaymak getiriyorlar. Bizim pek hoşumuza gitmedi ama denenmesi lazım diye düşünüyoruz 🙂 Fakat buralara kadar gelmişken, bu köfteciden muhteşem köfteleri yemeden dönmeyin 🙂

Cevapcici

Örümcekli Şehir


Karnımızı doyurup Baş Çarşı’dan hediyeliklerimizi aldıktan sonra, daireye dönüp biraz dinlendik. Fakat benim açımdan pek dinlenmek olmadı. Zira bir oda tamamen örümcek yuvasıydı. O odadan yatak taşıyıp odayı kapattık. Biz bu örümceklerin sadece bizim dairede olduğunu zannediyorduk. Fakat tüm şehrin örümceklerle kaplı olmasını farketmemiz, pek vaktimizi almadı. Tabelalardan pencere pervazlarına kadar, şehrin birçok yerinde örümcek ağlarıyla karşılaşıyorsunuz. Saraybosna’ya dair en garip ayrıntı kesinlikle buydu.

Dairede dinlendikten sonra şehrin ortasından geçen Miljacka Irmağı‘nın kıyısında biraz yürüyüş yaptık. Yol boyu, ırmağın iki tarafı farklı köprülerle bağlanmış. Ayrıca yol boyu önemli tarihi yapıları ve de tramvay hattını görüyorsunuz. Bu iki tarafı birbirine bağlayan köprülerden biri, ödüllü bir mimari olan ”Yavaşça Acele Et” isimli bir köprü. Güzel Sanatlar Akademisi’nin önünde bulunan bu köprü, yine bu akademide okuyan iki öğrencinin ortak tasarımıymış.

Irmağın Üzerindeki Köprülere, Dilek Olarak Kilitler Takmışlar.
Yavaşça Acele Et Köprüsü. Fotoğraf: Samet 🙂

Eternal Flame Yani Sönmeyen Ateş


Bu köprüden biraz içeride Marsala Tita isimli bir caddeye çıkıyorsunuz. Ferhadija Caddesi gibi şehrin en işlek caddelerinden biri olan bu cadde, güzel bir alışveriş yeri. Caddenin göbeğinde Eternal Flame isimli bir anıt var. 1946 yılında, II. Dünya Savaşı’nda ölen insanlar anısına yapılan anıt, o tarihten beridir hiç sönmemiş. 2013 yılında, sarhoş bir adam üzerine işeyerek(şehir efsanelerinden biri) söndürmüş. Söndürülmesinin ardından hemen yakılsa da bu durum, halkta büyük bir tepkiye yol açmış.

Eternal Flame

Bu caddede gezindikten sonra akşam yemeğimizi, Baş Sebil’in karşısındaki yolda pljeskavicka yapan Emir abiden yedik. Harika bir hamburger yapan Emir abi, burgeri 5KM’ye satıyor. Dükkanın ismi Memo ama Baş Sebil’in orada pljeskavickacı Emir abi diye sorsanız, gösterirler herhalde:)

Karnımızı doyurduktan sonra, Kutsal Kalp Katedrali’nin önündeki meydanda bir konsere gittik. Konserden sonra Saraybosna’yı doyasıya gezdik ve geceyi ettik. Sonrasında daireye döndük ve hemen yattık. Çünkü sabah Mostar yolunu tutacaktık..

Saraybosna’nın diğer yazılarında görüşmek üzere hoşca kalın! 🙂

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin