Üsküp Gezi Rehberi | Anatomi

0
713

Balkanlar seyahatimizin son durağı Makedonya’nın başkenti Üsküp Gezi Rehberi ile karşınızdayız.

Budva yazımızı okuyanlar hatırlayacaktır. Budva’dan Üsküp’e gelmek tam bir çile. Öyle ki tüm Balkanlar için en yorucu güzergah olabilir. Bu çileli yolculuğu aşağıda anlatacağım için şimdilik kısa kesiyorum ama, yolculuk arasında uğradığımız Priştine’den tam burada bahsetmek istiyorum.

İlk yurtdışı seyahati olarak pasaportumuzda 5. ülke damgasına sebep olan, belki nitelik olarak değil de nicelik olarak pasaportumuzu değerli kılan bu küçük ve ”çok bizden” şehirden bahsetmesek, biraz nankörlük etmiş oluruz. Fakat şöyle bir şehirdi, yok efenim böyle güzeldi diyecek bir ”yaşanmışlık” olmadı Priştine’de. Belki Üsküp’e giderken otobüsle şehir içinden de geçtiğimizi göz önüne alarak; takkeli yaşlı amcaların, adım adım yükselen minarelerin, maalesef Türkiye’ye özgü olan çirkin betonlaşmanın bir benzerinin olmasının, burayı bize yakın hissettirdiğini söylemek gerek. Fakat bunun ötesinde ben, Priştine’de sadece bir mekandan bahsetmek istiyorum. O da Priştine otobüs terminalindeki küçük kafedir. Yorucu ve olabildiğine irrite edici Budva-Priştine yolculuğundan sonra, küçük bir terminalin küçük bir kafesi, hele bir de saat sabahın 4-5 sularıysa inanılmaz tatlı gelebilir. Komik ama, ben size bu kafeyi öneriyorum 🙂

İkiye Bölünmüş Şehir, Üsküp

Üsküp, şehir olarak ilk bakışta düzenli ve güzel duruyor. Fakat, özellikle de mali durumu pek iyi olmayan şehirlerde gördüğümüz bir aldatmacadan başka bir şey değil buradaki düzen. Şehri ortadan ikiye bölen Vardar Nehri, şehrin sözde doğulu ve batılı zihniyet ayrımını oluşturuyor. Bir nehir böyle bir ayrımı yapabilir mi? Okumayan ve muasır medeniyetlerin gerisinde kalmış aptallıkla boğuşan bir nesle sahip olanlar, böylesi cahil normların da pençesinden kurtulamaz. Aynı durum ülkemizdeki İzmir ve diğer şehirler ikileminde de vardır. Bir şehir batılı ve medeni, diğer şehirler doğulu ve cahil olabilir mi? Cahillik ne zamandan beridir doğululuğa atfedilmiştir?





Tabii ben burada bir tartışma yaratmaktan çok, Üsküp’ü bir de bu açıdan okumak için bu tarz ifadeler kullandım. Neyse şehirden devam edecek olursak, işte bu ayrım Üsküp’ün kendi belediyesinden kaynaklanıyor. Şehrin bir tarafında Türkler yaşıyor. Bildiğiniz Türk. Türkçeyi bilen herhangi bir Müslüman topluluğu değil. Diğer kanadında ise Hristiyan halk yaşıyor. Hangi kesime, neyin atfedildiğini bulmak zor olmasa gerek. Belediye Türklerin yaşadığı bölgeyi kalkındırmıyor. Neredeyse tüm yatırım, Hristiyan kesimin yaşadığı yere yapılıyor. Türk halkı bundan oldukça rahatsız, bunu da söylemek gerek. Yukarıda bahsettiğim aldatmacaya gelecek olursak; her ne kadar Hristiyan tarafa bol yatırım yapılsa da, şehrin geri kalanları oldukça bakımsız. Türklerin yaşadığı kısıma değinmiyorum bile. Zaten bol yatırımın yapıldığı meydan da(iki tarafın da ortak kullandığı bir alan), hilkat garibesi olmakla modern olmak arasındaki ince çizgide çok gidip geliyor.

Üsküp Pahalı mı?

Bir araştırmaya göre 🙂 dünyadaki en ucuz 8. ülke Makedonya imiş. Araştırma uydurma mıdır bilmiyoruz ama yalan olmadığını düşünüyoruz. Balkanlar’daki en düşük fiyatlar kesinlikle Makedonya’da. Güzel bir yemek 5-7 lira. Çok şık ve hemen meydandaki bir apartman dairesi, kişi başı 25-30 lira. Ulaşım yine illegal yollarla ücretsiz. Görülecek yerlerin hemen hepsi ücretsiz. Üsküp çok ucuz dostum 🙂 Yeri gelmişken belirtelim, 1 lira=15 Makedon dinarı

Makedonlar Nasıl İnsanlar?

Yukarıda şehrin bir yarısı Türk demiştik. Gerçekten de toplum olarak da, şehrin yarısı Türk. Makedon Türkleri. Yani ülkemizden gidip yerleşmiş bir topluluk değiller. Hal böyle olunca insanlara ısınıyorsunuz. Türkiye’ye büyük özlemleri var. Bizleri çok seviyorlar, dizilerimizi izliyorlar, futbol takımlarımızı tutuyorlar. Şehrin dört bir yanında reklam panolarında, ”15 Temmuz’da Demokrasi Kazandı.” yazan afişler var İngilizce, Türkçe, Makedonca. Bizi bu kadar sıkı takip ettiklerini bilmiyorduk doğrusu. Aynı durum Saraybosna’da da vardı. Bizim gittiğimiz zamanlar 15 Temmuz’a denk gelmişti. Camilerde Mevlid okunuyordu. Tabii sadece Türklerden bahsetmeyelim. Makedon halkının geneli iyi, yardımsever. Halkın fiziksel görünümleri ilgimizi çeken diğer bir nokta. Tüm Balkanlar’da uzun boylu ve sarışın hanımefendiler, beyefendiler gördük. Fakat burada sarışın görmek imkansız gibi bir şey. Geneli bizim gibi esmer ve birazcık kısa 🙂




Üsküp’te İklim Nasıl?

İklim olarak yaz ayları, 25-30 derecelerde seyrediyor. Nem az. Bu değerlerin de üstüne çıkmıyor. Bu sebeple gezi için yaz ayları harika bir seçenek. Kışın ise 2-3 derecelerde gidiyor ve yine bu derecelerin altına pek düşmüyor. Bizim önerimiz yazın gitmeniz. Zira Matka Kanyonu’nu görmek için de en iyi zaman yaz ayları.

Üsküp – Ulaşım Nasıl?

Şehir içi için herhangi bir ulaşım aracınıza ihtiyaç duymuyorsunuz. Zira gezilecek yerler yakın. Fakat Matka Kanyonu ve Büyük Haç oldukça uzakta. Otobüslere binince yine Sırbistan’daki gibi şoföre soruyorsunuz. İngilizce biliyorsa bileti aldırır. Bilmiyorsa relax der 🙂 Bize öyle yaptı. Eğer taksi tutacaksanız sıkı bir pazarlıkla Matka’ya 15 euro civarlarına gidebilirsiniz. Taksi ve otobüs haricindeki bir diğer seçenek ise, araba kiralama. Fiyatları hatırlamıyorum ama bu seçenek de oldukça ucuzdu.

Şehir dışı ulaşım ise, yukarıda belirttiğimiz gibi çileli. Budva’dan geliyorsanız diğer yazımızda belirtmiştik seçenekleri. Fakat burada bir kez daha belirtelim:

  1. Öğlen 12.50 otobüsüne binip Üsküp’e gideceğiz ve hiç Budva’da kalmayacağız. Böyle bir durumda hem Budva’yı gezemeyeceğiz hem de bir günümüz otobüste geçecek.
  2. Akşam 21.30 otobüsüne binip Üsküp’e gideceğiz. Yine Budva’da kalamayacağız. Bilet fiyatı da 35 Euro. Oldukça pahalı.
  3. Saat 16-17 gibi Podgorica’ya gideceğiz. Oradan Kosova’nın başkenti Priştine’ye geçeceğiz. Oradan da 2 saat uzaklıktaki Üsküp’e. Yolculuk gece saatlerinde olmuş olacak ve de toplam fiyatı 25 Euro civarı tutacak.

Biz mantıklı olarak 3. seçeneği seçmiştik. Fakat yolculuk o kadar rezildi ki. Onu anlattığımız şu yazıya alalım. Eğer Karadağ’dan değil de Sırbistan’dan geliyorsanız, bunun için biraz daha güzel seçenekler var. Yine ücreti 20-25 euro arası.

ÜSKÜP ANATOMİSİ

1. Gün

Balkanlar’daki En Güzel Tasvirlere Sahip Kilise, St. Clement Kilisesi

Priştine’den sabahın 6’sında kalkan otobüsümüz, saat 8’de Üsküp otogarındaydı. Böylece Balkanlar gezimizin son durağı, 2 günlük Üsküp macerası da başlamış oldu. İlk yaptığımız iş, elbette hostele gidip eşyalarımızı bırakmak oldu. Booking üzerinden rezervasyon ettirdiğimiz yer, Hostel 42 idi. Bu yerin ayrıntılarından Otel MD yazımızda bahsederiz ama, işletme sahibinin eski Yugoslav voleybolcu Goran olması bizi bir hayli şaşırttı.

Eşyalarımızı bıraktıktan sonra karnımızı doyurmak için kaldığımız yerin çok yakınında olan bir pekaraya girdik. Tüm Balkanlar’da en güzel hamur işlerini, kesinlikle Üsküp’te yedik. Bundan da yazının ilerleyen kısımlarında bahsedeceğim. Karnımızı doyurduğumuz gibi de kültürel tura başlamış bulunduk. Hem kaldığımız yere, hem de karnımızı doyurduğumuz yere çok yakın olan St. Clement Kilisesi’ne adımımızı attık. Dışarıdan şöyle bir bakınca modern bir görünümü olan bu kilisenin, iç tasvirleri çok etkileyici. Mavinin tüm tonları ve de içerideki 400 adet lambadan oluşan avizenin ışığı, birbirleriyle hoş bir oyun sergiliyor. Çok anlatmadan sizi fotoğraflara alayım.

St. Clement Kilisesi



St. Clement Kilisesi İçi

Bir Osmanlı Çarşısı, Eski Pazar

St. Clement Kilisesi’ni gezdikten sonra yönümüzü Eski Pazar’a verdik. St. Clement’ten Eski Pazar’a geçiş, aslanlı köprüyle sağlanıyor. Bu köprü Budapeşte’deki aslanlı köprüye bir atıf aslında. Burada yeri gelmişken belirteyim, tüm Üsküp bir atıf üzerine kurulu. Veyahut bir imitasyon üzerine. Heykeller, kapılar, işlemeler, binalar… Neredeyse her bir şey, meşhur eserlerden etkilenilerek yapılmış. Bu noktada şehrin kendisi çok çakma ve plastik kalıyor. Fakat özellikle bunu amaçlamamışlardır sanırız.

Eski Pazar




İşte bu aslanlı köprüden Eski Pazar’a vardık. Böylece Makedonya Meydanı’na girmeden Türk tarafına geçtik. Türk tarafından sonra da, diğer tarafı yani Hristiyan kesimin yaşadığı yeri gezdik. Eski Pazar, Saraybosna’nın Baş Çarşı’sına göre biraz dağınık, biraz bakımsız. Ama en az onun kadar samimi ve bizden. Buradan hediyelik eşyalarınızı alabilirsiniz. Eski Pazar’ın hemen yakınındaki Üsküp Kalesi’de ikinci durağımız oldu. Kaleye giriş ücretsiz. Sadece surlarında gezinebiliyorsunuz. Çok yüksekte olmadığı için, muhteşem manzaralara tanık olamıyorsunuz maalesef 🙂

Osmanlı’nın Nadide Eserleri, Mustafa Paşa Cami ve Saat Kulesi

Kaleyi gezip aşağı inince hemen dibinde Mustafa Paşa Cami var. 1492 yılında yapılmış bu eser, zarif Osmanlı mimarisini en güzel haliyle gözler önüne seriyor. İç tarafta mavi ve beyaz işlemelerin hakimiyeti, dış tarafta güzel ve ferah bahçesiyle burası tam bir Osmanlı eseri.

Mustafa Paşa Cami




Camiyi gezdikten sonra Osmanlı’nın ilk saat kulesini görmeye gittik. Caminin avlusundan görülebilen saat kulesi, kırmızı rengiyle Belgrad’taki Kule Gardos’u andırıyor. Saat kulesinin bulunduğu yer, işin özünde iyice Türk mahallesi. Buralar acayip bakımsız ve düzensiz. Turistik bir şehri o halde görmek bizi üzdü. Kısaca saat kulesine vardık fakat kulenin etrafı, Türk inşaat şirketi tarafından çevrelenmişti. Umarım yıkıp yerine site dikmemişlerdir 😉 Buradan sonra da yine çok yakınlarındaki İsa Bey Cami’ne gittik. Burası da bir Osmanlı eseri ve caminin ilginç bir şekilde iki ayrı kubbesi var. Fakat özel bir mimarisinin olmadığını da belirtelim.

kaynak:balkanrehberim.com
İsa Bey Cami

Eski Pazar’da Ünlü Bir Mekan, Destan

Bu kadar geziden sonra karnımız acıkmıştı. Eski Pazar’daki ünlü mekan Destan’a gittik ve de cevapcicilerimizi söyledik. Tam fiyatını hatırlamıyorum ama, cevapcici + ayran + triliçeye 20 lira civarları bir para verdik. Tüm Üsküp’teki en pahalı mekan olabilir 🙂 Yemeklerden bahsedecek olursak Bosna’da çok daha güzel köfteler yapıyorlardı. Fakat triliçesi oldukça güzeldi.

Cevapcici
Triliçe




Karnımızı doyurduktan sonra, heykellerin bulunduğu Makedonya Meydanı’nı kolaçan etmeye gelmişti sıra. Burada birçok heykel var. Büyük İskender Heykeli onlar için en önemlisi. Zira İskender, bir Makedon. Fakat gariptir ki Yunanlılar, İskender’in Yunan olduğunu iddia ediyor. Hikaye çok tanıdık geldi değil mi? 🙂

Büyük İskender Heykeli

Büyük İskender Heykeli’nden başka II. Philippe Heykeli, selfie çeken kraliçe heykeli, ünlü Makedon yazarlarının heykeli… Doğrusu her birini görmek imkansız. O derece çok heykel var. Ayrıca bu meydanda, yazının en başlarında bahsettiğim Vardar Nehri geçiyor. Nehrin iki yakasını birleştiren köprülerden birisi, yine bir Osmanlı eseri olan Taş Köprü. Fakat affınıza sığınarak söylüyorum, bir takım ”gerizekalılar” sprey boyayla köprünün ayaklarına ismini, sevgilisini, ideolojisini yazmış. Eğer bu yazıyı okuyup da oraya bir şeyler yazan varsa, bizi takip etmesin artık. (Çok sinirlendim ama 😊)

İki yakayı birbirine bağlayan tek köprü, Taş Köprü değil. İki adet de heykel köprüsü var. Burası da Prag’taki köprüye benzetilmeye çalışılmış biraz. Hakkında çok yorum yapmıyoruz ve fotoğraflara alıyoruz. Ayrıca bu heykelli köprünün ucu, Tarih ve Arkeoloji Müzesi’ne gidiyor. Saat 6’dan sonra vardığımız için kapalıydı. Girmek isterdik ama bu müzelerin ilginç bir şekilde hiç önerilmediğini belirtmeliyim.




Balkanlar’daki En İyi Burek Yapan Yer, Silbo

Biz meydanda bolca gezinerek akşamı ettik ve sonra daireye dönüp biraz dinlendik. Saat akşam 10 gibi tekrar dışarı çıktık ve önce meydanın akşamını görelim dedik. Akşam meydan cıvıl cıvıl. Birçok sokak satıcısı var. Bunlardan çekirdek, süt mısırı, şekerleme gibi şeyler alabilirsiniz. Meydanda biraz gezindikten sonra saat 11 gibi çok ünlü bir mekan olan Silbo’ya gittik. Meydana 15 dakika uzaklıktaki bu yer, sadece bir pekara. Yani pastane. Ama böylesine muhteşem hamur işleri dünyada yok efenim. Öyle bir kıymalı börek yedik ki, ben Türkiye’ye gelince uzun bir süre börek yiyemedim. Şunu da belirtelim. Saat gecenin 11 idi ama, mekan o kadar kalabalıktı ki böreklerimizi çok zor aldık.

Silbo

Böreklerimizi yedikten sonra da Hristiyan kesimin yaşadığı mahalleleri, ara sokakları gezdik. Biraz şehri hissetmeye çalıştık. Gece daireye döndüğümüzde saat 1 civarlarıydı ve artık yatma vakti gelmişti. Hele bir de bir önceki günden kalma otobüs yolculuğu yorgunluğu. Tüm seyahatin en güzel uykusunu çektim…

2. Gün

Meşhur Matka Kanyonu

2. gün yine muhteşem böreklerle güzel bir kahvaltıyla güne başladıktan sonra, çift katlı otobüslerle Matka’ya gittik. Üsküp’te otobüsler kırmızı ve çift katlı. Buranın biraz çakma olduğundan bahsetmiştik değil mi? 🙂 Yaklaşık yarım saat içerisinde Matka’ya vardık ve de kanyon macerasına başlamış bulunduk. Kanyona giriş ücretsiz. Özel arabalarla giriş de ücretsizdi muhtemelen. Araba kiralayıp gelenlerin aklında bulunsun. Kanyonun uzun bir yürüyüş yolu var. İki tarafı ağaçlık ve sert yamaçları bulunan iki dağın arasında, kıvrılıp giden koca bir nehir var. Dağlarda ayrıca bazı mağaralarda bulunuyor. Nehirde kayaking yapma imkanınız var veya nehir turu alıyorsunuz. Kayaking 1 saat 20 lira, nehir turu 1 saat 27 lira.

Meşhur Matka Kanyonu




Bizimkiler suya düşüp ıslanmaktan korktukları için 🙁 nehir turunu seçtik. Gerçi nehir turu hızlı olması ve mağara görebilme şansı sunmasıyla daha avantajlıydı. Peki bu iki turu almadan kanyonu gezebilir miydik? Evet, bir kısmına kadar yürüyüş yolları var. Fakat yürüyüş yollarında ağaçlardan iplerle sarkan tırtıllar var ve her yerinize yapışıyorlar. Öyle bir yapışıyorlar ki t-shirtleri çıkarıp bakmamak işten bile değil.

Nehir turu oldukça uzağa götürüyor sizi. Bir mağara ziyareti de gerçekleştiriyorsunuz, dünyanın en derin dalış noktalarından birine sahip olan. (4bin küsür metre derinliğe) Ayrıca tertemiz bir su kaynağını da görüyorsunuz bu turla. Matka’da 1000li yıllardan kalma çok eski birkaç kilise de var. Bunları da görmenizi öneririm.

Rahibe Terasa Müzesi

Matka’dan döndükten sonra tekrar Makedonya Meydanı’na geldik ve önce karnımızı doyurduk. Daha sonra misyonerlik göreviyle Nobel komitesinden barış (!) ödülü alan Rahibe Terasa’nın,müzesini ziyaret ettik. Yine girişi ücretsiz. Rahibe Terasa Makedonya doğumlu olduğu için, kendisine çok değer veriliyor. Zira ülkede tarihe mal olmuş insan sayısı az. Müze ziyaret edilmeli. Ben orada gezinirken ilk Nobel ödülümüzü alan Aziz Sancar için bir müze açılır mı diye düşündüm. Keşke açılsa… 🙂


Rahibe Terasa Müzesi

Müzeden sonra Squeeze Me isimli hoş bir mekana gittik. Taze meyve suyu yapan mekanda, 4-5 farklı meyve karıştırılıp hoş tatlar ortaya çıkarılıyor. Bir şeyler içmek ve güzel bir sohbet çevirmek için burayı öneririz.

Squeeze Me




Bizim Üsküp gezimizde gezemediğimiz bir yer daha vardı. O da büyük haç. Herhangi bir özelliği yok ama, Üsküp’ü tepeden seyreylemek için güzel bir nokta. Zamanı olanlara öneririz.

Biz geceye kadar gezerek hatta bir sonraki günün sabahına kadar sohbet ederek, ilk yurtdışı seyahatimizin sonlarını getirdik. Ve de böylece Balkan gezimizi bitirdik. Üsküp’ün diğer yazılarında görüşmek üzere. Hoşça kalın 🙂

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin