Can Erzincan | Anatomi

0
1598

‘Erzincan’a girdim ne güzel bağlar…’ diye başlayan bir türkü var, bilmem bilir misiniz? Ben de böyle başlamak istedim. Girince sadece bağlarının güzel olmadığını; yaşayan en eski medeniyetlerden biri olduğunu ve keşfe değer bir toprak olduğunu göreceksiniz.

Erzincan..Ah Erzincan.. Kaç kez göklerden fısıldanıp, yerden vuruldun da geçtin Erzincan? Kaç kez, kaç ocak söndü Erzincan?

Sene 1939. Aralığın 26’sı. Bir kış günü… Yaşanacak şeylerden habersiz, uykularına daldı insanlar. Gece 2’de o acı sarsıntı.. Birçoğu da uyanamadı..Öyle bir felaketti k i 116 bin 720 bina tamamen yıkıldı, 32 bin 962 kişi can verdi. Bu acı nasıl bir acıydı, ne zaman dinerdi; bunu bilmiyordu Erzincan. Dünü aramayı da bıraktı zaten, bugünü yaşamayı çoktan öğrenmişti.

13 Mart 1992. Bir ramazan günü, insanlar teravihte. Bir kez daha sallandı ve viran oldu Erzincan. Önce yerle bir olmayı öğrenmişti Erzincan, sonra ‘BİR’ olmayı…





Yaşanılan her deprem Erzincan’ın çehresinde izler bıraktı; şehir komple yer değiştirdi, ecdad yadigarı eserler de sadece anılarda kaldı. Anılarda kalan tek şey onlar değildi elbet; açlık,yokluk,kan, gözyaşı.. Allah bu topraklara bir daha böyle acılar yaşatmasın.

Erzincan’ı ’’Etrafı dağlık,ortası bağlık; suyu sert, insanı mert.’’ diye tarif ederler. Yüksek dumanlı dağların ortasında, yeşil verimli bir ova hayal edin. Deprem bölgesi olması sebebiyle en fazla 4 katlı binaların mümkün olduğu, yukarıdan bakınca bir hiza şeklinde görülen, tüm yolları ‘Dörtyol’ a çıkan, asla ‘Kaybolmak’ eylemini gerçekleştiremeyeceğiniz kadar düzenli, şirin, mütevazi bir doğu şehri.

Şu verimli ovayı açacak olursak; gerçekten suyunu ve sevgisini eksik etmediğiniz sürece ve tabii ki iklimin de müsaade ettiği ölçüde çoğu sebze meyveyi yetiştirebilme imkanı sunuyor ‘Sadık toprak’ size. Üzüm bağları,elma, kiraz bahçeleri, buğday, sebze tarlaları, ceviz ağaçları..





Dalından kiraz yemek ne büyük nimettir, bilir mi bunu market rafında gören çocuk? Erzincan böyle bir yerdir işte; yetiştirdiği her ne varsa sizi de büyütür yetiştirir ve toprağın insanı yapar. Yolunuz buralara düşerse çekinmeyin, girin meyve bahçelerine. Sizi mutlaka buyur ederler zira misafirperverdir Erzincan halkı. Erzincanlı olmak demek acılarla yaşamayı öğrenmek demek çünkü, onca felakete birlikte göğüs germek demek, bir parça ekmeği bölüşmek demek. Böyle olmasaydı yıllar boyu Alevisiyle Sunnisi huzur içinde yaşayabilir miydi? Bu birliktelikten de adeta bir kültür doğmuş. Onlarca sanatçı yetişmiş, yüzlerce türkü yazılmış. Ali Ekber Çiçek de bu toprakların bağrından çıkan gerçek bir ‘çiçek’. Öyle değil mi ki ‘ El vurup yaramı incitme tabip’ sözlerinin inceliği gönül telimizi titretir.

İpek Yolu üzerinde olması sebebiyle birçok medeniyet ve uygarlığa ev sahipliği yapan Erzincan: gezilecek doğal ve tarihi yerleri, mesire alanları, kış turizmi için iyi bir alternatif olan ve keşfedilmeyi bekleyen Ergan Dağı, rafting, su kayağı, yamaç paraşütü, trekking, dağcılık ve kampçılık konusunda esamesi okunan bir coğrafyaya sahip olması, fay hattı üzerinde olmasının avantajlarından olan termal sularının tanıdığı kaplıca turizmi gibi birçok zenginliğe sahip.

El emeği hazırlanan yiyecekler, zengin mutfağı, yöreye has halk oyunları, yöre kadınının eskilerde giydiği şimdi ise küçük bir kesimin kullandığı ‘ihram’ adının verildiği giyecek, ağızlarda yine kendine has lehçeyle Erzincan tam manasıyla bir ”kültür” dür.

Son olarak gerçek bir seyyahın sözlerine kulak verip sonra Erzincan’a varır ise yolunuz nereleri gezmelisiniz birlikte bakalım: “Gül-i gülistan, bağ u bostan, çemenistan ve bülbülistandır. Kar yağar ama üç günden fazla durmaz. Daima sebzesi ve çiçekleri eksik değildir. Beğenilenlerinden, bağ ve bahçesi içinde âbıhayat akarsuları bol, sahralarda hayrat ve bereketleri çok, geniş ovalara ve bolluğa sahip, her hububatı fazla fazla şenlikli bir Erzincan şehridir.”Evliya Çelebi…



Saat Kulesi ve İsmet İnönü Heykeli

1939 depreminde yıkılan saat kulesinin yerine şehirde birçok yerde kullanılan ve sembolleşen yeni bir saat kulesi yapıldı, 2011 yılında. Karşısında ise; yine 1939 depreminin hatırasını canlandırılmak istenmiş, 1944 yılında İsmet İnönü Heykeli yapılmış ve anlamlı da bir dörtlük nakşedilmiş heykelin arkasına:

Daya biçare kadın bağrıma yorgun başını/ Ona anlat; yıkılan yurdu, ölen yoldaşını/ Ebedi milletimin sevgisi kaynar orada/Bu mukaddes ateş üstünde kurut gözyaşını





Bakırcılar Çarşısı

Erzincan’da bakırcılığın Urartular’a dayandığı söylenir. Önceden yapılan dövme bakırcılık, günümüzde yerini bakır işlemeciliğine bırakmış.El emeği göz nuru ürünleri yerinde görmek için, şehir merkezinde bulunan çarşıyı mutlaka gezmelisiniz.





Ekşisu

Şehir merkezine 11 km uzaklıkta. Kana kana içebileceğiniz dört bir yandan akan doğal maden suları; hem piknik yapabileceğiniz hem de keyifli vakit geçirebileceğiniz bu mekanın isim kaynağını oluşturuyor. Bögert adı verilen bu maden suyunu içmeden maden suyu içtim demeyin J Birçok hastalık için faydalı olduğu söylenen bu maden suları, şişelenerek yurt içinde satışı yapılmakta.

Ayrıca mesire alanına girmeden birçok kuşa ev sahipliği yapan Ekşisu Kuş Sazlığı ve mesire alanına 1 km uzaklıkta kaplıcalar mevcut.

Son yıllarda yenilenen çehresiyle hem gündüz hem de gece, ailece vakit geçirebileceğiniz farklı bir yer olan Ekşisu’ya mutlaka uğramalısınız.





Üzümlü, Üzüm Bağları, Dereboğazı

Erzincan merkeze 22 km uzaklıkta olan, Esence Dağları’na yaslanmış; ismini bağrında yetiştirdiği mayhoş, iri taneli, buğulu üzümden alan, bulunduğu coğrafyanın kültürünü hala en iyi muhafaza eden, herkesin herkesi tanıdığı küçük bir şehirdir Üzümlü. Bahsi geçen bu üzüme ‘Cimin Üzümü’ denir ve bu isim de şehrin Ermeniceden gelme eski ismidir. Eylül ayında başlayan üzüm hasadı yaklaşık 2 ay sürer, şayet bu mevsimde gelirseniz bağların arasında gönlünüzce dolanıp, elinizle kopardığınız üzümü yemenin tadına varabilirsiniz.

Üzümlü çarşı merkezinden yukarıya doğru yürüdüğünüzde sizi bağlar karşılayacak, bu mevkiye ’Dereboğazı’ deniliyor. Yüksek olmasının tanıdığı temiz hava, ağaçların manzaraya katkısı ve akan deresiyle tam olarak huzurun adresi.. Son yıllarda yapılan mesire alanı, yerli halkın yaşadığı bu şansı, gelen misafirlere de sunuyor.



Altıntepe

Üzümlü sınırları içinde bulunan, 60 m yükseklikteki bu tepe ilk olarak 1950’lerde keşfedilip kazılmaya başlanmış. Altından Urartular’a ait olduğu düşünülen bir tapınak kompleksi çıkmış. Kazılarda bulunan en önemli yapılardan biri de ‘Apadana’. Çok sütunlu bu salon, Urartular’ın bulunan en büyük Apadana’sı. Ayrıca tepede mezarlar da bulunmuş. Birçok uygarlığa ev sahipliği yapan Erzincan’ın dağı, taşı, ovası tarihe tanıklığını en iyi şekilde sunuyor ve tabii ki aramasını bilene..





Aygır Gölü

Üzümlü sınırları içinde bulunan, şehre 45 km uzaklıktaki Türkiye’nin en büyük krater göllerinden olan Aygır Gölü, birçok aktiviteyi yapabileceğiniz bir alternatif paketi adeta. Kamp, dağ yürüyüşü, kaya inişi, gölde bot gezisi, balık tutmak… Temiz havası, dağ bitkileri ve manzarası da bonus.

Mamahatun Türbesi ve Kervansaray

Tercan ilçesinde bulunan, şehre 92 km uzaklıktaki türbe; 1192 yılında Saltuklu Erzurum sahibesi Mama Hatun için Ahlatlı bir mimara yaptırılmış. Öyle ki Anadolu mimari yapısından çok Ahlat kümbetlerini andırdığı söylenmekte. Ortada sivri külahlı, 2 katlı bir kümbet ve etrafını çeviren sarımsı kireç taşlardan örülmüş duvardan oluşuyor. Yapının içerisinde bulunan nişler ve buralara yerleştirilmiş sandukaların detaylarını da mimari konusunda ilgililere bırakıyorum. Türbenin yanında kervansaray ve hamam bulunmakta. Zamanında yapılan mescidin bugünki yerinde ise bir cami var.





Yedi Göller

Çayırlı ilçesi sınırlarında, Esence Dağları’nın 3400 metreyi aşan, kuzey tarafındaki geniş buzul çanağı üzerinde bulunan, irili ufaklı 7 gölden oluşur. Uluslararası Dağcılık Festivallerine ev sahipliği yapan Yedigöller, doğayla iç içe yapılan sporlar bakımından tatmin ediciliği konusunda şüphe duyulmayacak kadar özel; yaz aylarında bile erimeyen, türkülere konu olan o karlı dağları, büyüleyici atmosferiyle Erzincan’ın perde arkasında kalmış ve keşfi hak eden bir yeri.

Çermik

Üzümlü’nün Karakaya Köyü’ne bağlı, merkeze 25 km uzaklıkta bulunan bir gölet ve göleti üstten çevreleyen seyir terası şeklinde oturma alanlarıyla; Yeşilin birçok tonunun olduğu, maviyle yeşilin güzel birlikteliğinde huzurlu vakit geçirebileceğiniz ve alabalık yiyebileceğiniz hoş bir mekan.

Girlevik Şelalesi

Erzincan merkeze 33 km uzaklıkta bulunan Türkiye’nin en yüksek şelalerinden. Munzur Dağları’nın suları 9 ayrı gözeden doğarak gelir ve bir dereyle şelaleye ulaşır. Üç ayrı şelaleden olmak üzere 30-40 metre yükseklikten dökülür. Yazı başka, kışı bambaşkadır manzaralara aç gözlere. Yazın en sıcağında öyle bir çağlar ki, dökülen her bir zerre ferahlatır kavrulan içerileri; kışın da öyle bir buz keser ki saçak saçak.. Şöyle altına gidip kafayı kaldırmak yeter şaşırmaya; bu kadar yüksekten nasıl usul usul düşer her bir damla diye. Kafa dinlemek için inanılmaz huzurlu ve dingin bir yer, mutlaka ama mutlaka görmelisiniz.





Terzibaba Türbesi

Erzincan velilerinden Muhammed Vehbi, terzilikle meşgulmüş. Her iğneyi kumaşa geçirdiğinde Allah’ı zikredermiş. Bir gün kimsenin dikmeyi kabul etmediği; kirli, eski, yırtık bir paltoyu temizleyip tamir etmiş. Kulu memnun eden veli, ”Allah’ın sevdiklerinin sohbetine kavuşması” yönünde kalben dua almış. Allah da Nakşibend Behaeddin-i Buhari Hazretleri’nin yolunda terbiye olup kemale ermesini nasip etmiş. Bu veli, manevi feyzler deryasında yaşarken birçok talebeye de hoca olmuş, sonra da halk arasında adı ‘Terzi Baba’ diye anılmış.

Kent merkezine 2 km uzaklıkta bulunan türbe ve etrafındaki mezarları ziyaret etmekte fayda var.

‘Vallahi dünya için Allah demem.’ diyen Terzibaba’nın, bir nebze de olsa zihniyetine erişebilme duasıyla…

Acemoğlu Köprüsü

Erzincan-Kemah Karayolu üzerinde bulunan bu köprü, hırçın Fırat’ın adeta zorla yırtmışçasına ayırdığı azametli Acemoğlu boğazını birbirine bağlıyor. Kesme taştan yapılmış, tek gözlü bu köprüden kimler geldi geçti bilinmez ama en acı geçisin 22 Nisan 1996 olduğu kesin: içinde 14 askerin bulunduğu bir askeri araç hızını alamayarak nehire uçmuş bu tarihte. Aldığını vermemiş, o koca taşların koynundan akan nehir. Yaşanan bu acının üstüne köprünün yanı başına bir anıt yapılmış; kimseye unutturmamak ve gelen geçenin duasının talibi olmak için..

Kemah Soğuk Sular

En önemli özelliği; haziran ayında akmaya başlayan, ağustos ayının sonu gibi kaybolan beyaz köpüklü ve buz gibi soğuk su olması. Yolu düşenler için de ailece piknik yapılabilecek bir mesire alanına sahip.

Sultanmelik Türbesi

Mengücek Gazi’nin öldüğü ve gömüldüğü yer için tarih kitapları meçhul dese de, Kemah Kalesi’nin karşısında, Fırat’ın kuzey yukarısındaki tepede bulunan türbenin halk arasındaki tabirle Sultan Melik’e ait olduğu söylenir. Gerek yerli gerek de yabancı turistlerin dua ve dilekleri için aşındırdıkları bu kapı da yine gelinip görülmesi gereken yerlerden.

Kemaliye (Eğin)

‘’Eğin dedikleri de ölem, bir küçük şehir..’’ diyor yöre türküsü. Fırat’ın ikiye böldüğü bir küçük şehir.. Yeşilin bilmem kaç tonunun olduğu bir küçük şehir.. Eğimli araziye yaslanmış 3-4 katlı, kendine has mimarisiyle yapılmış altı taş, üstü ahşap evleriyle bilinir Kemaliye ve bu evlerin farklı kapıları, bu kapıların da tokmakları.. İki tokmaklı kapılar bunlar. Eğer büyük tokmağı kullanırsa gelen, bu erkektir ve ses tok çıkar; şayet küçük tokmağı kullanırsa bu kadındır ve ses ince çıkar. Şehrin genelinde bu dokuyu görebilmek mümkün. Sokak sokak gezildiğinde kendinizi bu çağa ait değilmiş gibi hissedeceksiniz. İnişli yokuşlu yollarda Fırat’ın sesi de eşlik edecek iç dünyanızdaki bu karmaşıklığa. Varsın karışsın bir şeyler Kemaliye buna değer..

Kemaliye’nin yüksek kesimlerine çıktıkça değirmen, tarihi cami ve lökhane göreceksiniz. Lökhanede, kuru dut ve cevizin macun kıvamına getirilerek ‘lök‘ tatlısı yapılıyor.

Şehirde bir de ‘Manili Sokak’ var. Burada savaşa giden sevdiklerine genç kızların yazdığı maniler yer alıyor.

 

Ayrıca dünyanın ikinci büyük karanlık kanyonuna sahip Kemaliye. Her yaz Kültür ve Doğa Sporları Şenliği düzenlenmekte, böylelikle yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.

Dipnot: ‘Orada bir köy var uzakta…’ sözlerini söyleyen Ahmet Kutsi Tecer, bu sözleriyle Kemaliye’nin Apçağa Köyünden bahseder…

 

Otlukbeli Gölü

Göl Otlukbeli ilçesine 7 km uzaklıkta. Otlukbeli ise merkeze 148 km. Oluşum itibariyle diğer göllerden ayrılan Otlukbeli Gölü, yanındaki travertenlerle birlikte doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış. Göle maden suları da karışmakta ve rengi ise kırmızı.

Ergan Dağı

Merkeze 10 km uzaklıkta bulunan ve Türkiye’nin en uzun pistine sahip, zirvesinden harika kış manzaralarına tanık olabileceğiniz iyi bir kış turizmi alternatifi. İki tip telesiyeji var. İlki 6.2 kilometre uzunluğa sahip dik inişli, diğeri ise 12 kilometre ve daha zikzaklı. Doğayla iç içe olan Ergan Dağı, kayak tutkunlarına sunacağı keyifle özel bir yer olduğunu söylemeliyiz.

Terzibaba Cami                                                                 

Yapımı 12 yıl süren, bir kubbe altında 7000 kişinin ibadet edebildiği farklı bir mimariye sahip, Erzincan’ın en büyük camisidir. Mavi halısının üzerindeki sarı noktaların gökyüzünü temsil ettiği söylenmekte. Pencerelerin konumu ise dağları görecek şekilde konumlandırılmış. İçerisinde bir havuz var ve bir dünya şekli merkeze oturtulmuş.Kubbesinde beton kullanılmasını istemeyen mimar verdiği bir röportajda ‘Depremi bilsen beton kubbe kullanamazsın, çelik kullandık kubbede.’ demiş ve Erzincan gerçeğinin de mimarileri ne kadar etkilediği bir kez daha dikkat çekmiştir. Modern dokunuşlarıyla ve klasik cami mimarisinin dışında olması itibariyle merakları cezbetmekte.

 

Sizin de fikirlerinizi, planlarınızı duymak isteriz, yorum yapmayı unutmayın. Yazımızı beğendiyseniz Facebook ve İnstagram sayfalarımızı takip ederek bize destek olabilirsiniz. Görüşmek üzere.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin