İnsanlığın Yattığı Yer Çanakkale | Anatomi

0
1205

Bir destanın şahitliğini yapmış bu şehri anlatmaya çalışmak büyük cesaret bunun farkındayım. Çünkü öyle bir destan ki erkeğiyle kadınıyla çoluğu çocuğuyla tüm imkansızlıklara rağmen ‘yürekteki imanla’ tarihe altın harflerle kazınmış. Öyle bir destan ki dünyaya ‘Hasta adamı’ı unutturmuş, beş çayını içme planlarını bozmuş, heveslerini kursaklarında bırakmayı bilmiş. O yüzden Ey Türk Evladı; tarihe tanıklığını hala dipdiri tutan, manevi ikliminde kaybolup gideceğiniz bu toprakları gezmeden yurtdışı planı yapmayın. Olup bitenler sadece anlatılanlarda kalmasın .Görün, yaşayın, hissedin… Hani diyor ya şair ‘’ Gömelim gel seni tarihe desem,sığmazsın. ‘’. İşte bunu bir nebze de olsa anlayabilmek için o topraklara ayak basmak lazımmış meğer.

Çanakkale’yi efektif gezebilmek için iki şeye ihtiyaç var bence: birincisi bilinç ve maneviyat olgularına sahip olmak, ikincisi ise işinde iyi bir rehberin size eşliği.

Çimenlik Kalesi

Kale Fatih Sultan Mehmet tarafından 1461-1462 yılları arasında boğazın güvenliğini sağlamak için yaptırılmış. Burası dış kale ve iç kaleden oluşuyor. Bahçesinde Baruthane, Fatih ve Abdulaziz Cami bulunmakta. 1915’te Queen Elizabeth Gemisi’nden atılan ve kuzey sur duvarına isabet eden 2 metrelik delik içerisinde patlamadan kalmış top mermisi, hala atıldığı yerde durmakta. Yine bahçesinde toplar, tanksavarlar, top taşımak için kullanılan araçlar gibi bir takım savaş malzemesinin bulunduğu,gayet bilgilendirici bir yer.

Truva Atı

Burada bahsi geçen Truva Atı, o herkesin hikayesini bildiği at değil; Brad Pitt’in Troya filminde kullanılan sonra da Çanakkale’ye hediye edilen bir at. Şehir merkezinde bulunuyor ve en az orijinali kadar ilgi çekmekte.

Truva Atı




Aynalı Çarşı

‘’Çanakkale içinde Aynalı Çarşı, ana ben gidiyom düşmana karşı’’ demiş Kastamonulu bir asker, türkülere mısra olacağını bilmeden belki de. Hal böyle olunca da insanların ilgisini cezbetmekte haliyle. Çarşının kırmızı, taştan yapılmış kemerli bir kapısı var. Kemerin üzerinde ise bir kitabe mevcut. Musevi cemaatinden İlya Halyo öncülünde yapılmış. Türk bayraklarıyla donatılmış bu çarşıda hediyelik eşya ihtiyacınızı sonuna kadar karşılayabilirsiniz kaldı ki gezdiğiniz her yerde böyle şeylere ulaşmanızın ne kadar mümkün olduğunu da göreceksiniz.

Gelibolu Yarımadası’na vapur yolculuğu

Asıl hikayenin geçtiği, göğsümüzü kabartarak anlattığımız o destana yolculuk vakti.. Ardında bıraktığın başka bir güzelliğe dalıyorsun bir süre,  denizin o tarifsiz huzuruna varıyorsun çok geçmeden  ve tabii ki menzilin merakı da sarıp sarmalıyor seni.. Tüm bu düşünceler içinde belki de daha fazlasıyla artık Gelibolu’daydık.

Kilitbahir Kalesi        

Anadolu yakasına yapılan Çimenlik Kalesi’yle aynı mantıkla, Avrupa yakasına yine Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış. Çanakkale Boğazı’nın en dar yerine konumlandırılmış ve Çimenlik ile paralel durumda. Geçen gemilerin kontrolünü sağlamak ve karşılıklı top atışlarıyla düşman gemilerinin işini zorlaştırmak hedeflenmiş.



Namazgah Tabyası, Mecidiye Tabyası, Seyid Onbaşı Heykeli

Namazgah Tabyası, savaş zamanında Cuma namazlarının burada eda edilmesi sebebiyle bu isim verilmiş. 26 bonetten (tabyaları oluşturan odalar) oluşur ve en büyük tabyalardan biridir. Savunmada büyük rol üstlenen tabya, günümüzde müze olarak hizmet vermekte.

Mecidiye Tabyası’nda kesme taşlarla yapılmış ve üzeri toprakla örtülmüş bonetleri görebilmek mümkün.

Deniz savaşında aldığı ağır yaralardan sonra 16 şehit de vermesi tabyayı sarsmış. Tüm bu darbeler neticesinde; göğüste olan o tarifsiz iman ve inançla vinç aksamı bozulan topun namlusuna 275 kiloluk top mermisini Türklerin vatansız yapamayacağını, ‘ Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli’ mısrasının gelecekten vukusuyla kaldırdı Koca Seyid. Zaman öyle doğruydu ki mermi İngiliz gemisine isabet etti ve sonra da Nusrat Mayın Gemisi’nin döşediği mayınlara çarparak battı. Daha sonra tekrar  kaldırması istendiğinde yapamamış  kahramanımız, bu da o atmosferin ne kadar sahici olduğunu o gücü ona verenin yaratıcıdan başkası olmadığının apaçık göstergesi.

Günümüzde de kahramanın anısına bir heykel yapılmış.

Bigalı Köyü, 19. Tümen Karargahı

Sokakları bayraklarla döşeli bu köy, Mustafa Kemal’in Çanakkale Savaşı’nda 19. Tümene komutan olarak atandıktan sonra karargah olarak kullandığı evi barındırıyor. Günümüzde müze olarak kullanılan evde Atatürk’e ait eşyalar ve üniformalar sergileniyor.

Bigalı Köyü
Bigalı Köyü, Atatürk Evi




Kocadere Köyü, Kocadere Hastane Şehitliği

Altın madalyayla ödüllendirilen ilk ve tek resmi hastane ünvanını alan bu yer, biz hekim adayları için bulunmaz fırsat dersem herhalde yanılmış olmam. Burada savaşın biraz da başka bir yüzüyle, daha doğrusu başka bir acısıyla yüzleşiyoruz. Salgın hastalıklarla mücadelenin savaş kadar mühim bir konu olduğunu duvarlara işlenen resim ve kabartmalardan anlamak mümkün: Sıhhıye birliklerinin yaptığı ilk müdahale, cepheden taşınan yaralı askerler, yaraların sarılması, kağnı arabalarıyla taşınma gibi birçok eylem.. Hastane olarak kullanılan bu bölgede en çok hangi hastalıkların olduğu, hangi salgınlar yaşandığı, ne tür önlemler alındığı da duvarlardan ulaşabildiğimiz bilgiler arasında. ‘’ Önce sarılık oldum, sonra dizanteriye yakalandım, sonra kurdeşen oldum ve sonra da bitlendim’ diyor meçhul bir askerden yapılan alıntıda..

Hastanelerde çok ağır vakalarla ilgilenip zaman kaybetmek yerine daha hafif yaralıları önce iyileştirip cepheye gönderebilme gayretindelermiş. Öyle ki anlatılan bir hikayede, doktorun önüne bir sedye getirirler ve askerin durumu oldukça ağırdır ve bu asker de daha 15’inde. Doktor ’Bu zaten şahadete yürüyecek, diğerlerine bakmamız lazım’ der ve kafasını kaldırır ki yatan kendi oğludur. Doktor işlerinden vakit bulup da oğlunu aradığında oğlu çoktan gömülmüştür… Kim bilir belki bu yürek burkan hikayenin geçtiği yer Kocadere’dir.

Ayrıca Kocadere Hastane Şehitliği’nde 1353 tane şehidimiz yatmakta yani gerçek bir şehitlik.

Kocadere Hastane Şehitliği
Kocadere Hastane Şehitliği




Albayrak Sırtı- Kanlı Sırt (Kırmızı Sırt), Mehmetçiğe Saygı Anıtı

Kanlı sırt, Anzak kuvvetlerinin ulaşabildiği en uç noktalardan biridir. Çok kayıp verilen bu çatışmalarda fazla kan dökülmesi bu sırta bu acı ismi verdirir. Birbirine yakın siperlerde yoğun ateş altında savaşırken bir Anzak subayı yaralanarak kendi siperlerinin önüne düşmüş, ateş aralıksız sürdüğünden Anzak askerleri yardım edememişler. Daha sonra Türk bir asker beyaz bir mendil sallayarak ateşi durdurmuş. Gidip subayı kucaklayıp Anzak siperlerine bırakmış ve ateş kaldığı yerden devam etmiş. Bu heykel de tam da bunu anlatmakta; bir Türk askerinin kucağında bir Anzak subayı. Bu nasıl bir savaştı bilinmez, çarpışan göğüsler kadar yüreklerdi heralde desek yetmez, oralarda olmak bunları dinlemek nasıl bir duygu anlatılmaz vallahi anlatılmaz…

57.Alay Şehitliği, Kesikdere Şehitliği

19. tümene bağlı 57. Alay, Arıburnu Cephesinde ilerleyen, Anzak askerlerini ilk karşılayan ve geri püskürten Türk kuvvetleridir. Mustafa Kemal’in ne kadar iyi bir komutan olduğunun da açık bir delilidir.

Şehitlikte ;şadırvan, açık namazgah, ana mezarlık ve anıt bulunmakta. Alaydaki tüm askerlerin şehit olması bilgisi sizi güçsüzleştiriyor. Kim bilir sancak yere düşmesin diye ne mücadeleler verildi diyorsunuz, gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Tabii ki geride bıraktıklarının da halini düşünerek.

57.Alay Şehitliği, Kesikdere Şehitliği




Cesarettepe, Arıburnu Yarları

Sarp bir doğal oluşum olan Arıburnu, Anzakların adeta korkulu rüyası haline gelmiş. Anzakların bu yarları tırmanmaya çalıştığı ve bu şekilde Türk askerleri tarafından öldürüldüklerine dair de rivayetler varmış.

Conkbayırı, Kocaçimentepe

Conkbayırı, bulunduğu konum itibariyle geniş bir bakış açısına sahip olması stratejik olarak da bu bölgeyi önemli kılmış. Gerçekten de buraya çıkıldığında birçok yerin görülebildiğini sıradan bir göz bile farkedebiliyorken Mustafa Kemal’in böylesi bir yere hakim olmak istemesi kaçınılmaz. Mustafa Kemal önderliğinde büyük başarılar elde edilen bu sahada bir de şöyle bir olay vuku bulmuş ve biz bunu silah arkadaşı Yarbay Servet Bey’in sözlerinden bilmekteyiz: ‘’Süngü hücumu sırasında Conkbayırı tepesinde Mustafa Kemal’in yanındaydım. Düşmanın şiddetli topçu ateşi başladıktan sonra elini birden göğsüne götürdüğünü gördüm. Heyecanımı sezen o metin asker, parmağını ağzına götüterek ve kaşlarını yukarı kaldırarak sessiz olmamı işaret etti.’’ Evet, göğsüne bir şarapnel isabet etmişti ve ne şans ki o da saatine çarpmıştı. Bu bölgede ‘Atatürk’ün saatinin parçalandığı yer’ olarak görebilirsiniz.

Conkbayırı, Kocaçimentepe
Conkbayırı, Kocaçimentepe




Ertuğrul Koyu, Ezineli Yahya Çavuş Şehitliği

Çatışmalar sırasında 10. Bölük komutanı yüzbaşı Hüseyin Bey’in ağır bir yara almasıyla görevi askerlerin içindeki en kıdemli olan Yahya Çavuş alır. 25 Nisan 1915’te ilk harekatta ağır kayıplar verilmiş ama İngilizler açısından bir başarı elde edilmemiş. Yeni bir planla 26 Nisan 1915’teki 2. harekatta Osmanlı ağır kayıplar vererek geri çekilir. Ertuğrul koyu harekatında geri çekilen Yahya Çavuş ve arkadaşları diğer cephelerde savaşarak şehit düşmüşlerdir. 1992’de o zamanların siperlerinin yerine sembolik ama acısı ve hatırası hala taptaze bir şehitlik yapılmış. Şehitliğin hemen önüne de kahraman askerleri temsilen bir anıt. Anıtın bir yüzünde ise şöyle yazar:

Bir kahraman takım ve de Yahya Çavuş’tular

Tam üç alayla burada gönülden vuruştular

Düşman tümen sanırdı bu şahane erleri

Allah’ı arzu ettiler, akşama kavuştular.

Yahya Çavuş Şehitliği
Yahya Çavuş Şehitliği

 

Çanakkale Şehitler Abidesi

Yabancıların yaptırmış olduğu anıtlara karşılık halk, Atatürk’ten kahraman şehitlerimiz için de bir anıt ister. Atatürk ise kayıtsız kalamayarak en az 40 metrelik bir anıt vaadinde bulunur ancak sağlığında bu yapının başladığını dahi göremez. Ancak İsmet İnönü zamanında başlanabilen anıt 41.7 metreliktir. Dört ayağı, dört ayağında da sekiz rölyef bulunur. Denize bakan dört ayak deniz savaşlarını, karaya bakanlar ise kara savaşlarını temsil eder.

Yine aynı bölgede sembolilk şehit kabirleri, yaralı asker anıtı, meçhul bir askerin de mezarı bulunur. Askerin sadece başı gömülüdür bu mezarda, bu bilgi insanın kanını ne kadar dondursa da ‘kim bilir bilmediğimiz kaç hikaye var’ diye acı acı söyleniyor içiniz bir yandan. Meçhul askerin bu başı Avusturalya Büyükelçiliği tarafından Türkiye’ye gönderilmiş ve buraya törenle gömülmüş. Başı ayrı bedeni ayrı olan bu şehit ve daha niceleri için tarifsiz bir acının tesiri altında kalmamak merhametsiz bir yüreğe sahip olmaktan başka da bir şey değildir vesselam.

Çanakkale Şehitler Abidesi




Burdan sonrası için anlatacaklarım adı sanı belli olmayan bir yolculuk. Yol neresi, yolcu kim, menzil nasıl bir yer bilinmeden çıkılan bir yolculuk. Geri dönüşünde de sizi sizde bırakmayan bir yolculuk… Bir gece yürüyüşü düşünün: saat gece 10 civarı başlayan ardından gelen saatlerin kaç olduğunun kıymetsizleştiği, eşlik eden tek şeyin kafanızın içinde sizi kemiren düşünceler ve ay ışığı olduğu. Başta böyle gibiydi en azından. Sonra ne oldu, nasıl oldu bilmeden manevi atmosferin öyle bir sarıp sarmalamasıyla yüzleşiyorsunuz ki siz bile kendinize şaşırıyorsunuz.

Bir yerde toplandık önce, bir rehberimizle tabii ki. İlk söz şu oldu ‘’Yürüyüşümüze 15’lilerin sevdikleriyle vedalaşıp, vatan uğruna çıktıkları ve geri dönemedikleri yerden başlıyoruz.’’O andan sonra 15’liler beliriyor yanı başınızda, el sallamalarını bile görüyorsunuz. Bu nasıl olur ya diyorsunuz önce, sonra onu da sorgulamayı bırakıp inanıyorsunuz.. Ve ilk iç titremesi başlıyor. Ne büyük acı: daha 15 yaşındalar, daha çocuklar…. Yürümeye başlıyoruz, sadece yürüyoruz. Ay ışığı ve ayak sesleri var, ayak seslerimize 15’lilerinki de karışıyor elbet, nasıl karışmasın? Bu yolu yürümüşler işte. Dönüp dönüp karanlığa bakıyorsunuz önce, sonra ise hep başka bir karanlığa. Rehberimizin sesi duyuluyor tekrar ‘’ Askerler düz yolda mı yürüdü sanıyorsunuz?’’ Düz yolda yürümek bile büyük lüks değil mi? O bile çok görülmüş onlara. Sonra bir dere yatağına sapıyoruz. Düşe kalka ilerliyoruz. Nasıl saklandılar, Bu yatakta neler yaptılar, dinliyoruz. Tabi o atmosferde ne kadar duyulabilirse, ah bir de ‘ daha 15 yaşındalarmış’ demeyi bıraksa içiniz! Ayetler okuyor rehberimiz, hadisler söylüyor. ‘Allah yolunda ölenlere ölüler demeyiniz’ diyor. Artık o kadar dorukta yaşanıyor ki her şey, gözyaşlarınız o kupkuru dere yatağını dolduracak da taşıracak sanıyorsunuz. Çıkıyoruz biz o yataktan, başka bir bilinmeze yürüyoruz. Ay da o kadar cömert saçıyor ki ışığını anlatamam. Bir şehitlik burası, gerçek bir şehitlik. Anılar için yapılan yerleri gezerken atlanılan ve çok şükür ki bizim denk geldiğimiz bir güzellik. Dualarımızı ediyoruz, bir şeyler okuyoruz, yeni hikayeler dinliyoruz ve devam ediyoruz. Yeni bir gerçek şehitlik, yeni hikayeler ve bir yenisi daha. Sonra bir yere geliyoruz ki savaştan sonra bulunan asker kemiklerini bir vali bir mezara gömdürmüş sonra da zarar vermesinler diye bir bina inşa ettirmiş. Buranın dibine çöküveriyoruz. Sesi geliyor sonra o mukaddes kitabın, evet bu Yasin-i Şerif diye çok sonra farkediyorsunuz bu kadar kusursuz atmosferin tesirinde kaybolurken. Dualar ediliyor, gözyaşları dökülüyor,bir süre herkes iç dünyasıyla kalıyor. Tekrar sessizlik.. Yürüyoruz. Ay da bizimle, 15’liler de. Artık bir yere varsın istemiyorsunuz. Yürümek hep yürümek.. Kaybolmak en iyisi. Bu kadar şeyi nasıl taşıyacağım diye zorluyor kafanız sizi. Kalbiniz zaten yerinden çıkacak. Kaç kilometre yürüdünüz ayaklarınız hala sessiz, gıkını bile çıkarmıyor. En nihayetinde bitiyor ya da başlıyor mu demeliyim? Bilmiyorum hala bilmiyorum. Sonradan farkediyorum 4 saat yürümüşüz. Ne kadar tarifsiz duygulardı ve anlatması da bir o kadar zor. Herkes Çanakkale’ye gidip bu yerleri gezebilir pek tabi etkilenebilir ama bu yürüyüş çok başkaydı…

Sözlerime Mehmet Akif’ten mısralarla son vereyim o halde: Asım’ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek/ işte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek!

Sizin de fikirlerinizi, planlarınızı duymak isteriz, yorum yapmayı unutmayın. Yazımızı beğendiyseniz Facebook ve İnstagram sayfalarımızı takip ederek bize destek olabilirsiniz. Görüşmek üzere.




    CEVAP VER

    Lütfen yorumunuzu girin
    Lütfen buraya isminizi girin