Ukrayna’nın Göz Bebeği Lviv | Anatomi

0
364

Ukrayna seyahatimizin ikinci durağı Lviv’e gitmek için Kiev’den 26 temmuz 15.40’ta trene binmiştik. Lviv’e vardığımızda saat 4.40’ı gösteriyordu. Etraf tamamen karanlıktı. Kalacağımız hostel tren istasyonuna 2.5 km uzaklıkta Rynok Meydanı civarındaydı. Yürüyerek gitmeye karar verdik ama güvenliğimiz açısından havanın aydınlanmasını bekledik. Yarım saat sonra güneşin ilk ışıkları ile yola koyulduk.

Dar kaldırımlı, hız yapan araçların yollara döşenmiş taşlar yüzünden acayip sesler çıkardığı yollardan yürümeye başladık. Sabahın erken vakitleri olduğu için sokaklarda tek tük insanlar görüyorduk. Yarım saatlik yürüyüşün ardından ferah mı ferah, güzel mi güzel olan  Rynok Meydanı’na vardık. Belki açık olur da çantalarımızı bırakırız diye haritadan hostelimizin konumunu bulduk. Meydanın bir sokak arkasında, birbirinden güzel kafelerin arasında bulunan hostelimizi görünce ne kadar iyi bir seçim yaptığımızı hemen anladık. Ama beklediğimiz gibi hosteli açık bulamadık.

Tren yolculuğu sırasında hiçbir şey yemediğimizden karnımız çok açtı. Kiev’de her sabah yaptığımız gibi Puzata Hata’ya gitmeye karar verdik. O sırada bir bankta oturan bir adamı gördük, elinde dürüm tarzı bir şey vardı. Kendine baktığımızı fark edip bize ne yapmak istediğimizi sordu. Kahvaltı yapmak istediğimizi söyledik. Yediği şeyin hotdog olduğunu söyleyip bizi aldığı yere götürdü. Kendisine domuz eti yiyemeyeceğimizi söyledik . Bunu duyunca nereli olduğumuzu sordu. Verdiğimiz cevaba
karşı ilginç bir şekilde sustu. Genelde insanlar tanıştıkları yabancılara nereli olduklarını sorduğunda aldığı cevap ne olursa olsun övgü dolu şeyler söylerler. İşte burada o övgüler yerine salt sessizlik vardı. Aynı soruyu biz sorduğumuzda Polonya’da yaşayan bir Ermeni olduğunu söyledi. Bu kez de biz sustuk. Susmamız tanıştığımız kişiye tepki olarak değil söyleyecek bir şey bulamadığımızdandı. Eminiz ki aynı duyguyu kendi de yaşamıştı. Muhabbet ederken herhangi bir saygısızlık yapmadığımız gibi ayrılırken de kendisine teşekkür ettik. Kendisi de bize gayet kibar davrandı. Geçmişin gölgesinde geçen konuşmamız sonrasında kendimize tavuklu sosisli aldık.

Karnımızı doyurduktan sonra check-in saatini beklemek için Lviv Opera binasının ön tarafındaki banklarda uyumaya çalıştık. Verimsiz ve rahatsız edici 2 saatlik uyku serüvenimizden sonra kendimize gelmek için Aroma Kava’nın yolunu tuttuk. Medium boy arabica latte’yi içtikten sonra kendimize geldik. Ardından sırf vakit öldürmek için amaçsızca sokaklarda, meydanda gezdik. Zor da olsa saati 2 yapabildik ve odalarımıza geçtik. Deliksiz 2 saat uyku çektikten sonra resmi olarak Lviv gezimize başlamış olduk.

LVİV ANATOMİSİ

1. GÜN

Saat 4 civarında hostelden çıktık, gezmek için çok fazla vaktimiz yoktu aslında. Ama Lviv’de gezilecek yerler birbirine çok yakın. Bu da büyük bir avantaj oldu bizim için.

Lviv Opera Binası

Hostelden çıkıp 3 dakika sonra Svobody Caddesi’ne geldik. İki ayrı yoldan oluşan Svobody Caddesi ve bu iki yolun arasına kondurulmuş bir park. Parkın ucunda beni seyret, bak bana, çek beni diyen Lviv Opera Binası. Vaktiniz varsa orada bulunan büfelerden içeceğinizi alıp banklardan birine geçin ve saatlerinizi oraya bırakıp gidin.

Ayrıca ilginizi çekerse bir bilet alıp opera izleyebilirsiniz. Maddi açıdan dikkatli olmamız gerek diyorsanız,malum dolar başını aldı gitti, korkmanıza gerek yok, biletler 10(2₺) grivnadan başlıyor. Dilerseniz 300(60₺) grivnalık yerler de mevcut.

Lviv Opera Binası



Taras Schevchenko Anıtı

Ukrayna’nın neresine gitseniz görebileceğiniz tek şey belki de Taras Schevchenko’dur. Dikkat edin bu futbolcu olan Schevchenko değil :). Ukrayna edebiyatının temelini oluşturan eserler vermiş bir yazarmış kendisi. Biz de buraya geldiğimizde öğrendik.
Ukrayna’nın her tarafını süsleyen bir heykelin asker değil de yazar olması ne kadar da naif bir hareket değil mi?

Taras Schevchenko Anıtı

Bu anıt yine Svobody Caddesi’nin arasında kalan park içinde, Lviv Opera Binası’nın hemen ilerisinde.

Adam Mickiewicz Anıtı

Svobody Caddesi Parkı’nın hemen bitişinde Adam Mickiewicz Meydanı ortasına kondurulmuş Polonyalı şair Adam Mickiewicz. Polonyalı birinin anıtının Ukrayna’da ne aradığını merak edenlere söyleyelim bu topraklar daha önce Polonya’ya aitmiş.

Vatansever bir şair olan Adam Mickiewicz Polonya’nın bağımsızlığı için çabalamış, başarısız olunca ülkesinden ayrılmak zorunda kalmış. 1855 yılında İstanbul’a gelmiş. Burada yakalandığı kolera hastalığından dolayı hayatını kaybetmiş.

Adam Mickiewicz Anıtı

Sade Mimarisi ile Transfiguration Kilisesi

Anıt ziyaretlerinden sonraki hedefimiz Transfiguration Kilisesi için opera binasına döndük. Binanın hemen yanından sağa sapıp birkaç dakika yürüdükten sonra kiliseye vardık.

Sadelikten hoşlanıyorsanız bu kilise tam size göre. Diğer kiliselerin şatafatlı, renkli boyalarının aksine kubbeler ve küçük detaylar hariç her taraf bembeyaz. Yarım daire şeklinde tasarlanmış arka taraf kiliseye kendine has bir hava katıyor. İçeriye girmeye çalıştığımızda kapının kapalı olduğunu gördük. Saat 7’yi gösteriyordu. Kilisenin bu kadar erken kapanması gerçekten bizi şaşırttı.

Sade Mimarisi ile Transfiguration Kilisesi



Ermeni Katedrali

Ermeni Katedrali Transfiguration Kilisesi’nin hemen 50 metre ilerisinde.

Yüzyıllarca beraber yaşadığımız Ermeniler’in mimarisi bize en yakın olanı belki de. Doğal olarak diğer kiliselerden biraz daha farklı burası. Katedrallerinin avlusu bile var. Bizim cami avlularına da çok benziyor. Tek eksiği şadırvan diyebiliriz. Buranın da içine giremedik ama burası tamamen kapalıydı. Belki de tadilat vardı, sebebini bilemiyorum.

Ermeni Katedrali
Ermeni Katedrali

Türk Restoranı Deniz

Ermeni Katedrali ziyaretinden sonra acıktık ve yeniden Svobody Caddesi’ne geri döndük.
Caddede denk geldiğimiz ilk Türk restoranı olan Deniz Restoran’a girdik. Döner ile birer içecek sipariş ettik. Tadı gayet güzeldi ama  Ukrayna’da yapılan dönerler genel olarak Türkiye’den biraz farklı. Ukrayna lahanası ve dereotu yeşillik olarak kullanılıyor. Kullandıkları ekmekleri burada çiğ köfteciler kullanıyor.

Türk Restoranı Deniz

Döner 50(10₺) grivna içecek 15(3₺) grivna Adana 85 grivna





Yemekten sonra dinlenmek için Schevchenko Anıtı’nın önündeki bankları seçtik. Günü bitirmeden önce yapacağımız iki şey kalmıştı. İtalyan Avlusu ve belediye binası kulesi. Onları da yapmak için gücümüzü toplamamız gerekiyordu.

Biraz dinlendikten sonra bize çok yakın olan Rynok Meydanı’na doğru yürümeye başladık. Kısa sürede meydana ulaştıktan sonra İtalyan Avlusu’na yöneldik.

İtalyan Avlusu

Meydanın hemen yanında bulunan Museum of Historical Trasures’dan geçmeniz gerekiyor İtalyan Avlusu’na girebilmeniz için. Yanlış hatırlamıyorsam kişi başı 10 grivna giriş ücreti var.

Dikdörtgen bir yapısı olan avlunun hemen girişinde bir kafe var. Dilerseniz kafede oturun dilerseniz üst katlara çıkıp fotoğraf çekinin. Tavsiyem üst katlara çıkıp fotoğraf çekinip ardından kafeye oturup mekanın keyfini çıkarmanız:).

Lviv’in Efendisi Belediye Kulesi

Meydanın tam merkezinde belediye binası bulunuyor. Belediyenin kulesine çıkmak için binaya girmeniz gerekiyor. Biz belediye binası olduğu için biraz çekinmiştik açıkçası. Ama çekinmeye hiç gerek yokmuş. Kuleye tırmanmak için nereden gitmemiz gerektiği oklarla belirtilmiş. Yapmanız gereken tek şey okları takip etmek.

Lviv Belediye Binası

Belediye binasının kule kısmına geçip kasaya geldik. Biletlerimizi aldık ve merdivenleri çıkmaya başladık. Birazdan biter, aha bitti derken 15 dakika boyunca merdiven çıktık.

Kulenin tepesine ulaştığımızda gördüğümüz manzara bizi çok etkiledi. Kulenin kapanma saatine dek orada kalıp Lviv’in keyfini çıkardık. Kişi başı 30 grivna verdik ama açık ara burası verdiğimiz paraya en çok değen yerdi.

Saat 10’a doğru hava anca kararmıştı. Yanlış duymadınız, Türkiye’de en geç 8.30 civarı hava kararırken burada 9.30’da bile yeryüzüne düşen ışık hüzmelerini görebiliyorsunuz. Şayet burada da çocukların hava kararmadan evde olmaları gerekiyorsa çok sanşlı olduklarını söylemeliyim.

Günlük gezi hedefimizi bitirdiğimizden artık özgürce sokaklarda gezme, Lviv’in havasını soluma vakti gelmişti. İlk tercihimiz tabii ki sokağın kalbinin attığı Rynok Meydanı oldu. Akşam vakti çok kalabalık ve canlı olan meydanda çeşitli kafeler, kaliteli müzikler yapan gruplar var. Hele müzik konusunda bayağı aşmış bir şehir olan Lviv’de canlı müzik dinlemek için mekana gitmenize hiç gerek yok. Bahşişinizi atın, içeceğinizi alın ve gidip banklardan birine oturun. Biz tam olarak böyle yaptık. Emin olun ki yapılacak birçok etkinlikten daha eğlenceli.

Biraz meydandaki banklarda oturduktan sonra sokaklarda yürümeye başladık. Yürüyüşümüz boyunca her köşede başka bir eğlenceye tanık olduk. Ardından hostelmizin olduğu sokak olan Kryva Lypa’ya gitmeye karar verdik.

Ermeni abinin bizi götürdüğü sosisçi hemen yolumuzun üzerindeydi. Geçerken bir şeyler almaya karar verdik. Orada çalışan kadına patates olup olmadığını sorduk. Evet yanıtını alınca birer tane istedik. Huni şeklindeki kağıdın içine koyduğu patatesleri üzerine sos dökerek  bize servis etti. Kişi başı 17 grivna verdik. Tadı mükemmel olan soslu patateslerimizi yiyerek Kryva Lypa sokağına geçtik.





Oradaki banklara oturup biraz da orada vakit geçirdik. Uykumuz geldiğinde sokakla aynı adı taşıyan(Kryva Lypa) hostelimize geçtik. Rahat yataklarımızda deliksiz bir uyku çekme vakti gelmişti.

2.GÜN

Lviv’de gezilecek yerler birbirine çok yakın olduğu için görmemiz gereken birçok yeri ilk günden gezdik. Kalan birkaç yer de birbirine çok yakındı. Sadece Lviv Hugh Castle, Museum Folk Arthitecture ve Lychakiv Mezarlığı birbirlerinden biraz uzaktı. Odessa’ya dönerken de yol üzerindeki Olha and Elizabeth Church ve St. Georges Cathedral’i ziyaret edecektik.

Gezimizi rahatça tamamlayacak zamana sahip olduğumuzdan sabah erken kalkmaya zorlamadık kendimizi. Saat 11 civarı kalktık ve kahvaltı için Puzata Hata’nın yolunu tuttuk.

Puzata Hata

Öncelikle şunu belirtelim Puzata Hata açık büfe mantığıyla çalışıyor. Aldığınız şeylerin parasını ödüyorsunuz. Menüler değişmiyor, sadece kahvaltı ve öğlen yemeği ayrı. Yani iki gün art arda sabah kahvaltısına gitseniz size yine aynı seçenekleri sunacaklar. Aynı durum öğle yemekleri için de geçerli.

Puzata Hata

Mekan girişinde elini yıkamak isteyenler için lavabo bulunuyor. Hemen ileride plastik tepsiler var. Onlardan birini alıyorsunuz ve sıraya geçiyorsunuz. Önce çeşitli salatalar var, plastik tabaklara konulmuş. Ardından 4 çeşit çorba sıcak servise hazır bir şekilde bekliyor. Oranın yöresel çorbası dışında hiç çorba içmedik ama mercimek çorbasına benzeyen bir çorbaları vardı. Daha sonra yumurtalı, tavuklu, domuz sosisli, patatesli vs. ayarlanmış 5 ayrı tabak var. Kendi tabağınızı oluşturmanıza izin vermiyorlar bu beş tabaktan birini seçmek zorundasınız(tabii almak zorunda değilsiniz, alacaksanız seçim yapmanız gerekiyor). Ve bu 5 tabaktan sadece 2 tanesi domuz eti içermiyor ve kalan iki tabaktan ikisi de tavuklu.

Bizim genel olarak seçtiğimiz tabak



Orayı da geçtikten sonra çeşitli tatlılar, pastalar ayrıca sulu böreğe benzeyen bir yemek, hatta direk sulu böreğin kendisi var. Patatesli, etli ve peynirli çeşitleri mevcut.
Tatlı olarak 4 adet seçenek var genelde. Kayısılı, vişneli tartlar, elmalı pastaya benzeyen bir tatlı bir de napolyon pastası.

En son olarak dolapta içecekler var. Kendi hazırladıkları limonatalar ve çeşitli meyve suları var. Tatları güzel ama yeterince soğuk değiller. Ayrıca dolabın bir yerinde domates suyu olma ihtimali var. Ukraynalılar seviyor olabilir ama hiç bize göre değil. Yanlışlıkla aldığımızda bir yudumunu midemize indirene kadar akla karayı seçmiştik.

Üstteki yazdıklarımız kahvaltı için geçerli. Öğle yemeklerinin sabah kahvaltısından farkı et çeşitlerinin biraz daha fazla olması ve seçim yaparken özgür olmanız.

Seçtiklerinizi aldıktan sonra kasaya geliyorsunuz. Ekmek, çatal, bıçak ve kaşık var. Ekmek de ücretli bu arada. Görevlinin önüne koyduğunuz tabağa bakıp size bir fiyat çıkarıyor. Paranızı ödedikten sonra istediğiniz bir yere oturup yemeğe başlıyorsunuz.

Yemekler hakkında birkaç tavsiyede bulunacak olursam:

  • Salatayı çok sevmiyorsanız, olmasa da olur diyorsanız almayın. Ukrayna’da sebze ve meyveler biraz pahalı olduğu için salatalar da doğal olarak pahalı.
  • Çorbalar içinden sadece yöresel olan adını bilmediğimiz bir çorba içtik. Tadına bakmak için bir kase alabilirsiniz.
  • Napolyon pastası tadını beğendiğimiz tek pasta çeşidi.
  • Sulu böreğin tadı gayet iyiydi. Sizin için güzel bir alternatif olabilir.

Sabah kahvaltıları aldıklarınıza göre 80 ila 130 grivna arasında değişiyor. Öğle yemekleri ise en aşağı 100 grivna tutuyor.

Son olarak Puzata Hata restoranlar zincirine sahip. Her şehirde en az bir tane mevcut.

Karnımızı doyurduk hemen yan taraftaki Aroma Kava’dan kahvelerimizi aldık.
Size biraz da buradan bahsetmek istiyorum.

Aroma Kava

Kiev’de daha çok take-away tarzında küçük büfelerde hizmet verirlerken Lviv’de daha çok kafe olarak hizmet veriyorlar. Espresso, americano,latte, cappucino ve soğuk kahve gibi seçenekler mevcut. Almak istediğiniz kahveyi söylediğinizde soft, hard or arabica şeklinde bir soru yöneltiyorlar. Ben fazla ağır kahveleri sevmediğimden Kiev’de ilk aldığım latteyi soft istemiştim. İçtiğimin süt gibi olduğunu anlayınca hard almaya başladım.Ne kadar hafif kahveler sevsem de kahve içtiğimi de hissetmek istiyordum. Ama hard bile o kadar hafifti ki arabica denemek zorunda hissettim kendimi. Tadı bizdeki lattelere en yakını buydu ama arabica bile Erciyes Tıp Kantini Hisar’da içtiğim latte kadar acı değildi.

Aroma Kava

Kahve fiyatlarına gelecek olursak farklı boylara (small, medium ve large) farklı fiyat uygulanıyor doğal olarak. İçebileceginiz en pahalı kahve 48 grivna. Arabica isterseniz 5 grivna fazla vermeniz lazım.

Kahvelerimizi içtikten sonra gezimizin 2. gününe başlamaya hazırdık.

Bernardinski Katedrali

İslam’da esas olan sözdür. Bu yüzden cami duvarlarına yazılar yazılır. Peygamberlerin yüzünü tasvir etmek günahtır. Hristiyanlıkta ise tam tersi resimler ve heykeller ön plandadır. Bu ayrıntı iki dinin ibadethanelerini mimari olarak birbirinden ayırır.

Bernardinski Katedrali bu ayrımı en iyi hissedeceğiniz kilise eğer Lviv için konuşacak olursam. Çeşitli tasvirler, çarmıha gerilmiş İsa heykeli ve daha bilmediğimiz bir sürü şey. Burası Lviv seyahatinde atlamamanız gereken noktalardan. Tatiliniz pazar gününe denk geldiyse mutlaka ayine katılın derim.

Bernardinski Katedrali
Bernardinski Katedrali



Dominiken Katedrali

Büyük kubbesiyle ve küçük  bir minareye benzeyen kulesiyle çok az da olsa camiyi andıran bir katedral. İç mimarisi de buna paralel olarak gayet sade. Bu katedralde tasvirlerden daha çok heykeller ön planda.

Dominiken Katedrali
Dominiken Katedrali

Eczane Müzesi

Bir eczanenin içinden geçilerek girilen Eczane Müzesi’nde eski ilaçlar, çeşitli damıtma aletleri ve birkaç tane mahzen vardı. Hiçbir İngilizce ibare olmadığı için öylece bakıp geçmek zorunda kaldık.

Eczane Müzesi

Girişi 20 grivna olan müzede fotoğraf çekmek 5 grivna. Ama kimsenin sizi gözetlediği yok yani bu parayı vermek zorunda değilsiniz.

Eczane Müzesi



Lviv Kava Manufacture

Burası hem kafe hem taze kahvelerin çekildiği hem de hediyelik eşyaların satıldığı bir kompleks adeta. Kafeye oturmak zorunda değilsiniz ama hediyelik eşyalar için mutlaka uğrayın derim.

Lviv Kava Manufacture

Street Food

Arsenal Müzesi’ne doğru yol alırken burayı fark ettik. Küçük bir büfe olan Street Food’da naneyle, limonla ve çeşitli tatlandırıcılarla hazırlanmış içecekler var. İçinizi ferahlatmak için güzel bir alternatif.

İçeceklerin tanesi 30 grivna.

Street Food

Arsenal Müzesi

Müzeye girince sanki ortaçağ oyunundaymış da kendinize silah ve zırh almaya gelmişsiniz gibi hissettiriyor. O kadar farklı silahlar var ki bunları kendi gözlerinizle görmek gerçekten mutlu ediyor.

Arsenal Müzesi
Arsenal Müzesi



Türk, Rus, Ukrayna, İran hatta Sudan’dan bile savaş aletleri sergileniyor müzede. Hangi silahların bizim olduğunu tahmin etmeye çalıştığımızda çok başarılı olduğumuzu da söylemeliyim.

Arsenal Müzesi
Arsenal Müzesi

Lviv High Castle

Bir şehrin kalesine neden çıkılır? Manzarası güzel olduğu için. Eğer belediye binasına çıktıysanız buranın manzarası size çok yavan gelecektir. Bence siz yine de gidin ama çok şey beklemeyin.

Museum Folk Arthitecture

Kaleden indikten sonra yakın olduğunu düşündüğümüz, eski Ukrayna evlerinin bulunduğu Museum Folk Arthitecture’a gidecektik. Yalnız kaleden gittimizde müzenin arka tarafında kalıyorduk. Kolay bir şekilde arka taraftan gireceğimizi sanıyorduk. Yavaş yavaş yaklaştığımızda arka tarafın orman olduğunu anladık. Ön tarafa geçmek için zorlu patikalardan yürümemiz gerekiyordu. Ne olduğunu bilmediğimiz bir orman yolundan gitmektense Uber çağırmayı tercih ettik. Çağırdıktan 10 dakika sonra müzenin önündeydik.

Mutlaka uğramanız gereken duraklardan biri de burası. Pek fazla anlatacak bir şey yok aslında. Biz susalım fotoğraflar konuşsun.

Museum Folk Arthitecture
Museum Folk Arthitecture



2. gün son olarak Lychakiv Mezarlığı’nı ziyaret edecektik. Haritadan Lychakiv Mezarlığı gösteren yere gitmiştik. Gördüklerimiz  karşısında hayal kırıklığına uğramıştık. Bizim için gayet sıradan bir mezarlıktı. Birkaç fotoğraf çektikten sonra Uber çağırıp meydana döndük. Daha sonra oranın Lychakiv Mezarlığı olmadığını öğrendik. Ertesi gün tekrardan gitmeye karar verdik.

2. günümüzde çok yer gezmedik ama gezdiğimiz yerler birbirine uzak olduğu için yorulmuştuk. Aynı zamanda karnımız da acıkmıştı. Farklı bir yer denemek istemediğimizden Deniz Döner Salonu’nun  yolunu tuttuk. Yemeğimizi yedik ardından dinlenmek için hostelimize döndük.

Biraz kafamızı yastığa koyduktan sonra hazırlanıp kendimizi dışarı attık. İstediğimizi yapmakta özgürdük. Ama tek yapmak istediğimiz yine meydanda vakit geçirmekti.

Rynok Meydanı her zamanki gibi cıvıl cıvıldı. Sokak müzisyenleri bıkmadan çalmaya devam ediyordu. İpini koparanın buraya geldiğini söylesem yanlış olmaz. Bunun sebebi biraz da Lviv’in Kotor gibi labirente benzemesi sanırım. Küçük sokakların en sonunda çıktığı yer bu meydan.

Rynok Square

Meydanda birkaç saat geçirdikten sonra canımız kahve ile çikolata çekti. Daha önce Kiev’de Roshen’den eriyen çikolata alıp kahveyle beraber yemiştik. Gerçekten iyi bir ikili olmuşlardı. Biz de bunu tekrar etmek istedik. Önce Roshen’den çikolata aldık.

Roshen
Roshen
Roshen

Aroma Kava’dan da kahvelerimizi alıp Kryva Lypa sokağına geçtik. Banklardan birine oturup sokağı seyre daldık. Kryva Lypa kafa dinlemek için uygun bir yer. Sessiz, sakin ve kendi halinde. Tabii günü böyle bitirmedik, hemen yakınımızdaki patates aldığımız yere gidip birer tane büyük boy patates aldık. Patatesleri de yedikten sonra odamıza çekildik.

3. GÜN

3. gün aslında bizim için bomboş olacaktı. Ama Lychakiv Mezarlığı’nın yerini karıştırmamız bize yeni bir iş çıkarmış oldu.

Uyandığımızda saat 11’di. Hazırlanıp çıktığımızda 12 olmuştu çoktan. Yine kahvaltı için Puzata Hata’nın yolunu tuttuk. Kahvaltıyı yaptığımızda üçüncü gün için de hazırdık. Bize 2.5 km uzaklıktaki Lychakiv Mezarlığı için düştük yollara.

Lviv Tıp Fakültesi

Planlarımız arasında olmayan Lviv Tıp Fakültesini görünce çok beğendik. Fakülte bahçesinde biraz oturduk ve yolumuza devam ettik.

Lychakiv Mezarlığı

Mezarlığa gitmek insana ölümü hatırlatır derler. Denilen söz belki doğrudur ama burası için geçerli değil. İlginç bir şekilde iç açıcı bir yer Lychakiv Mezarlığı. Ölülerin bedeninden beslenmiş ağaçlar hiçbir yerde olmadığı kadar gürler. Birbirinden farklı ve özel tasarlanmış mezar taşları da bir o kadar ilgi çekici.

Lychakiv Mezarlığı



Lviv eskiden Polonya topraklarına aitmiş. Ondan dolayı Lychakiv Mezarlığı’nın bir bölümünde 2. Dünya Savaşı’nda ölmüş Polonyalı askerlerin mezarları var. Görürseniz şaşırmazsınız artık:).

Lychakiv Mezarlığı
Lychakiv Mezarlığı

Mezarlığa giriş ücreti yanılmıyorsam 30 grivnaydı.

Dönüş için acelemiz olmadığından orada gördüğümüz küçük bir kafeye oturduk. Birer tane içecek alıp telefonlara daldık. Bir süre sonra yağmur başladı. Üstümüz açık olduğundan kafeden kalkmak zorunda kaldık. Meydana doğru yürümeye başladık. Yağmur bir yandan yağıyordu ama bir yere sığınmak zorunda kalacak kadar da çok değildi. Aslında yazın sıcak olan memleketimizde yaşayan biri olarak en hoşuma giden şeylerden biriydi. Islanıyorsun ama üşüyecek kadar soğuk değil.

Meydana vardık ve kendimize yemek için başka bir yer aramaya başladık. Bit pazarının hemen yanında Döner & Burger adlı Türk Restoranı bulduk.

Döner & Burger

Konsepti Deniz Döner’den biraz daha farklı yapmışlar. Shawarma, döner, hamburger gibi  çeşitler bulunuyor. Buranın döneri biraz daha Türkiye’dekilere benziyordu. Türk ekmeği kullanıyorlar. Ayranları da var ama önermiyorum. Hamburgerleri gayet lezzetli.

Döner & Burger

Döner 45 grivna, shawarma 50 grivna, hamburger 50 grivna, ayran 15 grivna ve diğer içecekler 20-25 grivna arası.

 

Yemekten sonra hep yaptığımız gibi hostele dönüp dinlendik. O akşam da önceki akşamlar yaptığımız şeyleri tekrar yaptık. Sıkıldık mı diye soracak olursanız cevabım hayır. Lviv’den sıkılmak gerçekten zor.


4. GÜN

Lviv Handmade Chocolate’a gittik. Lviv’de fabrikalarının olduğunu biliyordum ama sanırım yanlış yere gitmiştik çünkü burası kafeydi. El yapımı çikolatalardan tadımlık birer tane aldık. Yaptığımız seçimlerden olsa gerek hiçbirimiz çikolataları beğenmedik. Yine de bir şans daha verip hediyelik çikolata almaya karar verdik. Hediyelik olarak aldığımız çikolatanın tadı beklediğimden çok daha iyi çıktı (tarafımdan Türkiye’de tadılmıştır). Bu arada Lviv Handmade Chocolate bir mekan adı. Burasının da Puzata Hata gibi her yerde şubeleri var.

Lviv Handmade Chocolate
Lviv Handmade Chocolate

Hediyelik çikolataların farklı boyları bulunuyor. Küçük olanlar 26 grivna büyük olanlar 46 grivna.

Saat 10.52’de Odessa’ya trenimiz vardı. Yol üzerinde ziyaret edilecek 2 kilise kalmıştı.
Hostelden check-out yapıp çantalarımızla sağda solda vakit öldürmeye başladık. Zaman hızlı geçmez diye düşünüyordum aslında ama öyle olmadı. Gidip meydanda kafelerden birine oturduk. 2 saat boyunca orada vakit geçirdik. Sonra kalkıp Lviv Kava Manufacture’dan hediyeliklerimizi aldık. Biraz da Svobody Caddesi Parkı’na oturmak istedik. Opera binasının karşısında da vakit öldürdükten sonra yemek yemeye karar verdik. Saat 7 gibi Döner & Burger’den yemeğimizi yedik ve bir saat sonra istasyona doğru yola koyulduk.

St. George Katedrali

Bir tepedeki parkın sonunda, sanki oraya kadar yürüyenler için verilmiş bir ödül gibi St. George Katedrali. Gördüğümüz bütün kiliseler içinde belki de en irisi. Dışarıdan görünüşü içerisini daha çok merak ettirdiyse de tadilat dolayısıyla kapalıydı.

St. George Katedrali

Olha ve Elizabeth Kilisesi

St. George’dan sonra yol üzerinde kahverengi tuğlaları ilk defa gördüğümüz bir ayrıntı. Şatoyu andıran 4 adet kulesi ile de hemen dikkat çekiyor. Ama bu güzel kiliseye ayrıntılı bakıldığında kilisenin bakımsızlığı göze çarpıyor. Buranın içine saatlerimiz uyuşmadığı için giremedik maalesef.

Olha ve Elizabeth Kilisesi



Lviv Vokzal

Lviv’deki ilk ve son durağımız Lviv Tren İstasyonu oldu. Geldiğimiz sabah uykulu olduğumuz için çok dikkat edememiştik buraya. Akşam geldiğimizde ne kadar muhteşem olduğunu anladık.

Lviv Vokzal

Yine tickets.ua‘dan aldığımız biletleri KACA yazan yerlerde kağıt bilete çevirip(zorunlu değil) sefer saatini beklemeye başladık. Gitme zamanı yaklaşınca eşyalarımızla beraber yerleştik.

Bu tren biletini yataklı almıştık. Bileti alırken bed linen (yer yatağı) seçeneğini de işaretlemiştik. Onunla beraber 110 lira tutmuştu. Bu tren Kiev-Lviv arasındaki bindiğimiz trenden çok daha modern ve lükstü.

Ayrılış

Artık zaman gelmişti. Lviv’den ayrıldığımız için üzgündük ama yeni durağımız olan Odessa’da yeni tecrübeler edineceğimiz için heyecanlıydık.

Lviv Gezisi Masrafları Ne Kadar?

Lviv İçi Ulaşım Masrafları: Toplam 200 grivna
Lviv Konaklama Masrafları: Kişi başı 750 grivna
Lviv Müze Harcamaları: Kişi Başı 150 grivna
Lviv Yemek Harcamaları: Kişi başı 630 grivna
Lviv Hediyelik Harcamaları: Kişi başı 200 grivna
Odessa’ya Ulaşım: Kişi başı 500 grivna
Lviv Gezisi Toplam Maliyet: 3 gece 4 gün yaklaşık 2300 grivna

Sizin de fikirlerinizi, planlarınızı duymak isteriz, yorum yapmayı unutmayın. Yazımızı beğendiyseniz Facebook ve İnstagram sayfalarımızı takip ederek bize destek olabilirsiniz. Görüşmek üzere.



CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin
Lütfen buraya isminizi girin